Latest Movie :
Recent Movies
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yedinci Oğul TR Dublaj İzle


Açıklama:

Yedi evlattan sonuncusu olan Gregory, civarındaki tüm kötülükleri alt etmiş ve halkını yıllarca korumuştur. Ancak artık yaşlandığının farkına varmış ve yerine birisinin geçmesi gerektiğini düşünmüştür. Bunun için en uygun kişi gördüğü Spook'u çırak olarak yetiştirmeye başlar ve onu bir takım sınavlara sokacaktır. İlk sınavı ise sonu çok tehlikeli bir görevdir..


Müzede Bir Gece 3:Lahitteki Sır TR Dublaj İzle


Açıklama:

Larry Dally Londra'ya doğru yol alır. Bu sefer yapması gereken çok daha zor bir iştir. Yok olmak üzere olan bir tablet ve dolayısıyla bir sihrin tarih olmasını engellemeye çalışacaktır. Ayrıca tabletin yok olması demek müzeninde tehlike altına girmesi anlamına gelmektedir.

Herkül: Özgürlük Savaşçısı Türkçe Dublaj izle






Yakında: A Girl Walks Home Alone At Night, Ana Lily Amirpour, İran, 2014, Fantastik, Vampir


Konulu ve sosyal içerikli gerçekçi filmleriyle tanıdığımız İran sineması da sonunda bize karanlık bir vampir filmi kazandırdı. Fragmandan anladığımız kadarıyla elbette Hollywood'vari vampir çizgisinden çok, İsveç sinemasının ünlü vampir filmi "Låt den rätte komma/ (İng.) Let the Right One In/ (Tür.) Gir Kanıma" çizgisinde olacağa benzer ki, zaten İran sinemasına da yakışan budur. 
Yazar ve yönetmen Ana Lily Amirpour, ilk filmi olan "A Girl Walks Home Alone At Night"ın fragmanı kısa süre önce yayınladı. The New York Times’ın ‘Pers usülü rock’n roll’, Hollywood Reporter’ın ‘Muhteşem’ olarak tanımladığı film, 21 Kasım’da vizyona girecek. Ne var ki Türkiye vizyon filmleri içinde kendisini henüz görebilmiş değiliz. Sanırız Türkiye'de ancak DVD'den izlemek nasip olacak.
İşte İran sinemasının ilk vampir filminin fragmanı.
NOT: Fragmanda çalan muhteşem Radio Tehran parçası Tatilat'ı dinlemek için de buraya tıklayabilirsiniz.


Ölü Gelin TR Dublaj izle



Açıklama:

Filmin Bilgileri:IMDB’nin en iyi animasyon filmlerinden birisi olan Ölü Gelinde Victor kısa bir süre içerisinde güzeller güzeli Victoria ile dünya evine girecektir. Fakat genç Victor evlilik konusunda emin değildir. Evlilik için prova yapan Victor göl kıyısında yüzük takmayı prova ederken yüzüğü yanlışlıkla ölü geline takar. Bu durum onu birden bire ölüler diyarına götürürken burası yaşayanların dünyasından daha eğlenceli gözükmektedir.. Ama victor ne pahasına olursa olsun genç Victoria’ya dönmek için mücadele edecektir.
Orjinal Adı: “Corpse Bride”
Sitemizdeki Adı: Ölü Gelin Türkçe Dublaj izle
Yapımcı Ülkesi (Country): ABD
Yapım Yılı ve Gösterim Tarihi: 2005 – 18 Kasım 2005
Türü: Fantastik , Romantik , Animasyon
Yönetmen: Tim Burton, Mike Johnson
Senaristler: Tim Burton,
Oyuncu Kadrosu: Johnny Depp, Helena Bonham Carter, Emily Watson
Süresi: 77 Dakika
IMDB Puanı: 7.4
Sinemalar Değerlendirmesi: 8.1


Big Fish - Büyük Balık Türkçe Dublaj izle



2003 AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI imalatı Büyük Balık filmi dram, fantastik ve serüven filmleri aralarında yerini ediniyor. İmdb den 8,0 puan almış bir film olduğunu hatırlatarak ve Aksiyon, Dram, Fantastik, Romantik, Komedi, Macera severleri bekleyen bir film olduğunu söylerek söze başlayalım; Hayallerinin aşkıyla karşılaştığında vaktin durduğunu söylerler. Bu gerçek ama söylemedikleri bir birşey var. Zaman bir ek olarak akmaya başladığında aradaki farkı kapatmak için bir sürü ek olarak çabuk ilerler…



Savaged izle


Açıklama:
Zoe (Amanda Adrienne) arabasıyla yolculuk yaptığı esnada yolda gördüğü yaralı bir adama yardım etmek ister. Onu arabasına alır o andan itibaren hayatı değişir. Yaralı adamın peşindekiler Zoe'yi de ele geçirir ve inanılmaz işkenceler uygulayarak tecavüz ederler. En sonunda ölen kızı kendisinden haber alamayan sevgilisi bir büyücü aracılığıyla yeniden hayata döndürür. Tekrar canlanan Zoe, hiçgörülmemiş bir intikam alıcaktır..film tr altyazılıdır.dublajı çıktıgında eklenecektir.

Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2 2014 (Türkçe Altyazı) izle


Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2 -How to Train Your Dragon 2 2014 (Türkçe Altyazı) 

Açıklama:

Tam beş sene önce Berk adasında taraflar arasında sağlanan barış sürmekte, her iki taraf da güven ve huzur içinde yaşamaya devam etmektedir. Barışın devam ettiği süreçte uzun süredir adada popüler olan ejderha yarışlarıda devam etmektedir. Fakat bu yarışlar sırasında yeni keşfedilen buzuldan bir mağarada yaşayan yüzlerce ejderha uykusundan uyandırılır. Böylece yıllardan beri huzurlu yaşıyan Berk adasından çok büyük bir savaş başlamış olur.

Sinemaizle.blogspot-- İYİ SEYİRLER DİLER..

 

İnanılmaz Örümcek Adam 2 Türkçe Dublaj izle






Peter Parker yani örümcek adam güzel sevgilisi Gwen'e olan sözlerini tutma ve ilişkisini ayakta tutmakla uğraşırken diğer yandan da bitmek bilmeyen tehlikerle boğuşmaktadır. Gwen'in babasına verdiği sözleri tutması için yardımcı olan Peter, Electro'nun ortaya çıkması ve Harry Osborn'un (Dane DeHaan) geri dönüşüyle herşey karışır ve Peter köşeye sıkışır



Ninja Apocalypse 2014 Türkçe Altyazılı izle







Çakal Tek Parça izle




Filmin Konusu: Akın adlı gencin sıradan bir hayat yaşamaktadır. Sevmediği bir babası ve çok sevdiği ama hasta bir annesi vardır.Annesinin vefat etmesiyle beraber yeni yaşantısında karakteri tamameen değişmiş bir kişi ortaya çıkar.Bir atölyeden çaldığı parayla yeni bir hayat kurmak ister.Nişanlısı bunu kabul etmeyince arkadaşının iş teklifini kabul eder ve mafyaya girer.Bol küfürlü Erkan Can ve İsmail Hacıoğlu'nun başrollerlinde yer aldığı 2010 yapımı kaliteli bir sinema filmi izlemenizi tavsiye ediyorum...İyi seyirler...

(Tek Part)

Transformers 4 : Kayıp Çağ Türkçe Dublaj İzle 2014





















EN GÜZEL YERİ: Amazing Spiderman-2/ İnanılmaz Örümcek Adam-2, Marc Webb, ABD, 2014, Macera, Fantastik

Örümcek Adam, hakkında pek de bir şey söylemeye gerek olmayan, hemen hemen hepimizin çizgi-romanlarından, çizgi filmlerinden veya 1981'den beri aralıklarla beyazperdeye yansıyan filmlerinden aşina olduğumuz bir süper kahraman. Sadece Marvel dünyasının değil, neredeyse bütün çizgi-roman dünyasının en sevilen kahramanlarından bir tanesidir kendisi. İlk defa 1962 yılında "Amazing Fantasy"nin 15. sayısında gözüken Örümcek Adam, o zamandan beri popülaritesinden ve kendisine duyulan sevgiden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Tabii bundaki en büyük pay, kendisi bir süper kahraman olmasına rağmen sokaktaki insan gibi geçim sıkıntısı yaşaması, faturalarını yatıracak parayı bile zor denkleştirmesi ve yaşadığı diğer kişisel sorunlardır. Örümcek Adam olarak en kötü şartlarda ve en güçlü düşman karşısında bile espiriyi elden bırakmaması da bir başka etken (yoksa ölüme bile mizahi bir şekilde yaklaşabilmiş Gezi Parkı eylemlerinin arkasında Örümcek Adam ruhu mu var? Hiç, sanmıyorum. Yeni nesilin çizgi-romanı geçtik doğru dürüst kitaplar okuduğu bile yok; varsa yoksa vampirli kumpirli şeyler! Neyse yine de bu olasılığı iktidar duymasın!).
Amazing Spiderman-2, Sam Raimi'nin hakkını vererek yaptığı 3 serilik filmin ardından olayı sil baştan yaparak, bu sefer çizgi romandaki "Amazing Spiderman" serisinden Marc Webb'in uyarladığı yeni serinin ikinci filmi var karşımızda. Dediğimiz gibi artık Örümcek Adam üzerinde çok durmaya gerek duymadığımız için filmin "En güzel Yeri"ni sizlerle paylaşalım istedik...
İşte Amazing Spiderman-2/Örümcek Adam-2'nin en güzel yerleri:

- Frankensteinvari bir psikolojiye sahip Electro! Tıpkı Frankenstein'ın canavarı gibi aslında kötü biri olmayan Max Dillon, bir kaza sonucu Electro'ya dönüştükten sonra çevresinin kendisine gösterdiği güvensizlik nedeniyle 'kötü' karaktere dönüşüyor. Üstelik Electro da tıpkı Frankenstein gibi 'elektirik'le can buluyor.
Süper kötü adam çevresine böyle mi bakar be Electro'cum?

-- Finalde Yeşil Cin'in boşluğa bıraktığı Gwen'e ağ fırlatan Örümcek Adam'ın ağının ucunun, Gwen'in Örümcek Adam'a uzanan eline doğru "el" şeklinde uzanması! Hele bir de kamera buna yakın çekim giriyor ki, ağın ucunun parmak şeklinde açıldığını görüyorsunuz o zaman.
Evet, ne kadar umutsuzca bir uzanış değil mi?

--- Kapanış sahnesinde 5 aydır ortalarda olmayan Örümcek Adam yerine, Örümcek Adam kostümü içinde kalabalığın içinden çıkıp Rhino/Gergedan'ın karşısına dikilen ve ona kafa tutan küçük çocuk! Ve tabii bir süre sonra onun arkasında beliren Örümcek Adam. 
Cesaretin bedenlenmiş hali Rhino'nun karşısında...

FİLM REPLİKLERİ: WINTER'S TALE/ Kış Masalı, Akiva Goldsman, ABD, 2014, Romantik, Fantastik

Mark Helprin'in 1983'te yayınlanan Winter's Tale/ Kış Masalı isimli fantastik romanından, aynı isimle uyarlanan ve romantizm ile fantastiği harmanlayarak sunan bir film Kış Masalı. Sinemasal olarak vasat olsa da anlattığı hikaye itibariyle iyi bir sine-masal sunuyor seyirciye. Bizi etkileyen kısmı da zaten kendi içinde oluşturduğu mitoloji oldu. Ancak, her ne kadar kitabını henüz okumasak da, David Pringle'ın "Winter's Tale"den "Modern Fantasy: The 100 Best Novels" adlı kitabında övgüyle bahsetmesinden romanda anlatılan ve kurulan mitolojik kurgunun filmden çok daha iyi olduğunu anlamaktayız. Bir 19.yy. başlarında diğeri de 2014'te geçen, bir mucizeyle birbirine bağlı iki hikayeyi anlatan filmin en güzel yanı ise tanrı yerine evreni (Universe) koyarak bize maneviyatı bol bir hikaye sunması...
"Ya bir zamanlar gökyüzünde hiç yıldız yoksa?
Ya yıldızlar bizim düşündüğümüz gibi değillerse?
Ya öteden gelen ışıklar, uzak güneşlerden değil de biz meleğe dönüştüğümüzde kanatlarımızdan geliyorsa?
Kaderin her birimize ihtiyacı var. Ve bu dünyanın gerisinde, birbirimize bağlı olduğumuz bir başka dünyada, hepimiz büyük ve dokunaklı bir planın birer parçasıyız. Sihir çevremizdeki heryerde. Sadece bakmalısınız... Bakın! Yakından bakın... 
Zaman ve mesaeler bile göründükleri gibi değiller."

"Hepimiz birbirimize bağlıyız. Her bebek içinde taşıdığı mucize ile doğar. Eşsiz bir amaç ile.Ve bu mucize sadece ve sadece tek bir insan içindir. Bizler mucizemizin ait olduğu kişiyi bulmak için kaderimiz rotasında ilerleyen yolcularız. Fakat bilin ki, bizler ışığı ararken karanlık da boş durmuyor. İyi ile kötü arasındaki ezeli mücadele büyük ordular ile değil, her seferinde bir hayat ile verilir."

"Yapmaya çalıştıkları şey tüm gökyüzünü yıldızlarla doldurmak. Yukarıda her bir erdemli ruh için küçük noktalar var."

"- Şarkılar bize der ki; herbirimizin içinde bir mucize vardır. Ve bu mucize yalnızca bir tek kişi içindir ve onunla yakınlaştığımızda, evren uzanarak kaderimizin gerçekleşmesine yardım eder.
- Evren bize yardım mı ediyor? Tam olarak nasıl?
- Evren bize rehber ruhlar yollar. Bazen bir çocuk yoluyla bizimle konuşur. Genellikle hayvan şekline bürünürler. Bunlardan biri Athansor'dur: Doğu'nun Köpeği. Bazen beyaz bir at olarak ortaya çıkar. Belki de bu kız senin mucizenin ait olduğu kişidir. Fakat öyleyse bile bil ki, Kaos'un da ajanları var.
- Sen neden bahsediyorsun? Tanrı ve Şeytan'dan mı? Melekler ve şeytanlardan mı?
- Bunlar yeni çıkan isimleri, evet."

"Tüm bildiğim ona kendimi nasıl kaptırdığım. Suyun altındayken ihtiyacım olan nefesmiş gibi."

"Ben bir yetimim, kibirli olmam. Neden bilmiyorum ama kibirli olman için ailen olması şart."

"Birini ölmesini imkansız kılacak şekilde sevmek mümkün müdür?
Fakat ben bir hırsızım. Bir hayat olsun çalamaz mıyım?"

"Ben yalnızca bir tamirciyim, fakat ya bizler yalnızca makine değil de çalışması için evrenden biraz yardıma ihtiyaç duyan makinelersek?"

"Neden bu kadar çok şey küçük bir kızın hayatını kurtarmak için birlik oluyor. Ya o hiçbirimizden daha çok ya da daha özel değilse? Ya herbirimiz eşsiz isek ve de evren herbirimizi eşit derecede seviyorsa? O denli ki, herbirimiz için yüzyıllar ile oynuyorsa? Ve bazen, bunu görecek kadar şanslı oluyorsak?"

PHILOSOPHERS aka. AFTER THE DARK/ Filozoflar aka. Karanlıktan Sonra, John Huddles, 2013, ABD, Endonezya, Fantastik, Dram, Bilim-Kurgu

Hani bazı filmler vardır, filmi 90-100 dakika seyredersiniz ama sonunda izleyiciyi şaşırtıp "twist"li bir final yapmak adına 100 dakika boyunca seyrettiğiniz her şey ya baş karakterin gördüğü bir rüya ya da alt  benliğiyle hesaplaşması çıkar veya her şey sanal alemde geçen bir oyun olur. İşte "Philosophers/ Filozoflar"da da ekranda ya da beyazperde de izlediğiniz her şey bir deney aslında, hatta bir sınıf içindeki 20 felsefe öğrencisinin öğretmenleriyle yaptıkları bir "seçimlerimiz ve sonuçları" tartışması. Ancak buradaki fark sizin bunu filmin başından beri biliyor olmanız. Yönetmen sonunda çıkıp, "aslında her şey bir oyundu" demiyor; veya film "Das Experiment/Deney"deki gibi gerçek bir deney üzerine kurgulanmıyor. Aksine 21 kişi sınıfta bu deneyi tartışırken size bu tartışmayı film halinde yansıtıyor yönetmen. Kah sınıfa geri dönüyorsunuz kah tartışmanın içine giriyorsunuz. Tabii bütün bunları yaparken de size bu tartışma canlandırması içinde küçük küçük sürprizler de yapmıyor değil film; bence en büyük özelliği de bu zaten filmin.
Bu doğrultuda kısaca filmin konusuna bakacak olursak; Jakarta'daki uluslararası bir okulda, zeki ama gizemli felsefe öğretmeni, yeni mezun olacak 20 son sınıf öğrencisine mezuniyet için gerekenleri tamamlamaları için son bir düşünce sınavına sokarak kafa tutar. Sınav, bu zamana kadar gördüklerinin en zoru olacaktır. Tek başına mantığın gücünü kullanarak, öğrenciler bir yeraltı sığınağında neyin değerli veya öncelikli olduğunu bulup, nükleer bir kıyamet durumunda insan ırkını yönetmelidirler. Ancak sığınak yalnızca on kişiliktir, bu da içlerinden 10 kişiyi sığınağa girmek için kendilerinin seçeceği anlamına gelmektedir. Öğretmenleri bir kutudan üzerinde çeşitli mesleklerin isimleri yazılı olan kağıtları çektirerek herkesin çektiği kağıtta yazılı mesleği yaptığını farzetmesini ister. Sığınağa girecek 10 kişi bu mesleklere göre belirlenecektir. Bu da yaptığımız seçimlerin gelecekte, kıyametten sonraki dünyada insanlığın yeniden inşasına nasıl katkı yapacağını veya yapamayacağını gösterecektir. Seçimleri kıyametten sonra insanlığı ya yeniden kuracak ya da daha sığınaktan çıkmadan hepsinin ölmesine sebep olacaktır. İşte aslında bütün bunlar bir sınıf içerisinde tartışılmaktadır ama yönetmen bize bu tartışmayı film olarak yansıtır. Film boyunca üç farklı deney/tartışma yapılır ve her seferinde de öğrencilerin yaptıkları seçimler hem kendilerinin hem de dünyanın sonunu getirir; yaptıkları ufak bir yanlışlık kelebek etkisi gibi geleceklerini etkiler. Özellikle yapılan seçimin/seçimlerin sonucunu gösterirken anlatımın ufak sürprizlerle seyirciyi şaşırtmayı başardığını da belirtelim. Bir anlamda film, öğrencilerin rolleriyle bütünleştikleri felsefik bir deneyi FRP (Fantastik Rol Yapma Oyunu) olarak bize aktarmaktadır.
Philosophers'ın bir başka özelliği de, tıpkı Mr. Nobody'de fizik teorilerinin klipler halinde verilmesi gibi, burada da matematiksel ve felsefik teorilerin özellikle filmin açılışında, tartışmanın başlangıcında klipler halinde bize gösterilmesi. Bu aşamada da Sonsuz Maymun Teoremi, Platon'un mağara allegorisi ve idealar kuramı, tramvay muamması ve "ignorance is bliss/cehalet mutluluktur" teoremi açıklayıcı küçük filmler olarak karşımıza geliyor. Film boyunca Aristo'ya, Nietzsche'ye, Marx'a ve diğer filozoflara yapılan göndermeler ve hatta direkt yapılan alıntılar da cabası. Öğrencilerin her deney başındaki sığınağa girecek kişileri seçme oylaması sırasındaki felsefik bakış açıları da, pragmatist, ampirik, platonist, marksist vs. onların geleceklerini farklı şekillerde belirlemektedir. 
"Gelato aşçısının boş zamanlarında neler yaptığından haberiniz yoksa hikâyenin tamamını bilmiyorsunuz demektir."
Aslında Philosophers bir çeşit ünlü felsefik roman "Sofie'nin Dünyası" nın film haline gelmiş şekli ama bizce daha derin bir söylemi var. Eğer tartışmanın içine girdiğimiz anları saymazsak tek mekanda geçmesi, tartışma ve diyaloglar üzerine kurulu olmasıyla da "The Man From Earth/ Dünyalı" ile yakın akrabalık bağları kuruyor Philosophers. Ayrıca çift sonlu bir finale sahip olan film, finalde öğretmen Mr. Zimit'in dakikliği ve yalnızlığına vurgu yaparak daha önce film içersinde geçen "Dakiklik yalnızlığın erdemi değil midir?" anekdotuna gönderme yaparken, ikinci finaliyle de yine filmde bahsi geçen "Matematiksel olarak her olayın gerçekleşme olasılığı vardır." önermesine gönderme yapmaktadır. 
Elinizde bir not defteriyle film seyredip, diyalogları not alan biriyseniz eğer filmdeki her cümleyi not etme ihtiyacı duyacağınıza emin olabilirsiniz. 

İşte bizim sizin için not ettiklerimiz:

"Dakiklik konusunda Shakespeare ne der biliyor musun? Üç saat önce gelmek, bir dakika gecikmeden yeğdir."

"...artık dışarıya çıkıp kendi başınıza uçmak ve ölmek arasında seçim yapmalısınız."

"Hala Aristo'yu savunuyorsunuz. Aşağı veya yukarı. 0 ya da 1. Doğru ya da yanlış. Uç veya öl. Çift değişkenli mantığın kölesi olmuşsunuz."

"Mantık. Günü en iyi şekilde atlatmayı sağlayan 10 bin yıllık insanlık deneyimi artıkları."

"Lezzetsizlik, inananlara göre iyi bir hayat ve anlamlı varoluşun tanımıdır."  

"Descartes, Newton, Wittgenstein: Fiziksel dünyayı anlamanın önündeki engelleri aşmak için hayal gücünü keşfedenler."

"Yaşadığımız -nükleer- felakette bir şairin ne katkısı olabilir ki? Yeteneği yararsızlığın tanımı resmen."

"...bir kat görevlisiyim. Cennet varsa ben kapısından geçerken melekler selam verir. Yoksa,sadece oda temizleyen iyi bir adamım."

"Güçlü bir işçi sınıfı olmadan hiç bir millet ayakta kalamaz."  

"-Kıyametin kelime anlamını biliyor musun? 
-Anlat bana. 
-Yunancadan geliyor.Karanlıkların içinden daha önce hiç görmediğin bir şey keşfetmek."


MR. NOBODY/ Bay Hiçkimse, Jaco Van Dormael, 2009, Kanada, Belçika, Almanya, Fransa, Dram, Fantastik

Zamanda yolculuk üzerine kurulu filmleri hepimiz biliriz, buna en iyi örnek Geleceğe Dönüş serisidir. Bunları seyrederken, senaryo ne kadar iyi olursa olsun, filmden sonra hep bir eksiklik hissederiz; hissederiz ama onun ne olduğunu bir türlü bulamayız. Bunun en büyük nedeni bu tür filmlerin öznel yani (zamanda yolculuğu yapan) kahramanın gözünden anlatılıyor olmasıdır. Adam koskoca bir evreni ve zamanı bırakarak geçmişe gider; bu da demektir ki kahraman evrenin bütün zamanını geri alarak, yani bütün doğum ve ölümleri, süpernovaları, evrensel hareketleri vs. ufak bir 'Big Crunch/ Büyük Sıkışma'ya (Big Bang/ Büyük Patlama'nın tam tersi, evrenin daralarak başladığı noktaya dönmesi demektir. Bir çeşit Kıyamet olayı diyebiliriz.) sebep olmaktadır. Ama bu tür filmlerde bu geri dönüş hiç gösterilmez, çünkü imkansız olduğu için seyirciye mantıklı gelmez bu, bir kişiyi geçmişe yollamak daha kolaydır, sadece onun zamanını değiştirmek daha mantıklıdır. Oysa değildir işte, çünkü kahraman geçmişe gittikten sonra aslında geride bıraktığı evren ve zaman işlemeye devam eder. İşlemeyen kahramanın kendi zamanıdır! 


Mr. Nobody/ Bay Hiçkimse tam da bu konu üzerine kurulu bir filmdir. Ancak sadece bununla sınırlı kalmaz, bunu yaparken bize bir evreni bütün zaman ve varlık boyutlarıyla göstermeye çalışır ve bu nedenle de fiziğin evrenin işleyişini açıklamak için kurduğu/ oluşturduğu bütün teorileri de bize sunar. Film Nemo Nobody isimli kahramanın tanıklığıyla, Güvercinin Batıl İnancı, Sicim Teorisi ve Herşeyin Teorisi, Kelebek Etkisi başta olmak üzere seçimlerimizde, yaşantımızda etkili olan bir çok Quantum Fiziği teorisini açıklamaktadır. 2092 yılında 118 yaşına girmek üzere olan Mr. Nobody hakkında hiçbir kayıt bulunmayan yeryüzünde kalmış son ölümlü insandır ve ölmek üzeredir. İnsanlar oy kullanarak onun ölmesine izin verilmeli midir yoksa yapay yollarla yaşatılmalı mıdır tartışmasını yapmaktadılar. Mr. Nobody ise bir psikologun karşısında yoksa bir gazetecinin mi demeliydim, ona hatırladığı kadarıyla hayatını anlatmaktadır ama hatırladığı herşey birbirine girmiş durumda ve daha küçük bir çocukken tren istasyonunda yapmak zorunda kaldığı 'annesiyle mi gitmeli yoksa babasıyla mı kalmalı' seçimi üzerine kuruludur. Ancak Mr. Nobody'nin de dediği gibi, "Eğer hiçbirini seçmezsek, bütün olasılıklar varlığını sürdürür" ve herbiri yeni bir gerçeklik, zaman ve boyut yaratır. Sicim teorisinde muhtemel bütün olasılıkları barındıran bu boyuta Anerk adı verilmektedir. Kısaca Mr. Nobody, Nemo Nobody'nin bu Anerk'ini anlatmaktadır. Ne var ki seçimlerimizi yaparken kendi irademiz kadar (hatta bundan daha da çok) 'kelebek etkisi' kanunu geçerli olmaktadır ve her seferinde elimizde olmadan yeni olasılıklar ve yeni boyutlar yaratmaktayızdır, fakat biz sadece kendi seçimimizi yaşarız. Diğerlerinden haberimiz bile olmaz! Mr. Nobody ise henüz cennette doğmak üzere sıra beklerken, unutuş melekleri onun üst dudağına dokunarak herşeyi unutmasını sağlamayı unuttukları için (bu dokunuşun bir izi olarak üst dudağımızda çukurluk vardır), herşeyi bilerek doğar. Çünkü doğmadan önce geleceğimize dair herşeyi biliriz (bunu bilmek insana acı vereceği için melekler bu bildiklerimizi bize unuttururlar işte). Bu nedenle de insanlar geçmişi hatırlarken, Mr. Nobody geleceği hatırlar. 117 yaşına geldiğinde artık hatırlayacağı bir şey kalmadığı için, kendisi de kendi hakkında hiçbir şey hatırlamaz. Hatırladıkları sadece bütün seçimlerdir ve kendisi dahil seyirci olarak biz de onun gerçekten hangisini yaşadığını bilemeyiz/ anlayamayız filmin sonuna kadar. 


Yukarıda andığım ve hiçbir fikriniz olmadığını varsaydığım onca fizik teorisi sizi korkutmasın, filmdeki bazı bölümlerde Fizikçi Nemo Nobody tarafından bu teoriler bir ders ya da belgesel tadında açıklanmakta ve seyircinin de bunlar hakkında bir fikri olması sağlanmaktadır. Zira film dediğim gibi bütün bu teoriler üzerine kuruludur. Film boyunca izlediğimiz Mr. Nobody'nin seçimleri yani farklı hayatlar/zamanlar ve boyutlar arasındaki geçişler, sanırım şimdiye kadar yapılmış ‘en iyi geçişler’ nitelemesini de hak ediyordur. Kelebek Etkisi’nden Donnie Darko’ya, The Jacket’ten Sil Baştan’a ve hatta Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi’ne kadar zaman, paralel evrenler ve gerçeklikler, başka boyutlar üzerine kurulu birçok filmi anımsatan Mr. Nobody, sonunda onların hiçbirinin yapmaya cesaret edemediğini yapıp zamanda yolculuğun ‘evrende’ nasıl gerçekleşeceğini bize gösteren bir film.
Sonunda, Mr. Nobody’nin baştaki "Eğer hiçbirini seçmezsek, bütün olasılıklar varlığını sürdürür" cümlesine takılan aklımızla; acaba hiçbirini seçmediği için mi bütün olasılıkları yaşamış gibi hatırlıyor diye de sormadan edemiyoruz!

THE LOST BOYS/ Kayıp Gençler, Joel Schumacher, 1987, ABD, Korku-Komedi, Fantastik.


Yine 2000'lerde yapımcıların ancak geriye kalan kırıntılarını üzerinden nemalanabildikleri bir 80'ler filmi daha. Bugün eğer Alacakaranlık serisi, True Blood veya Vampire Diaries gibi 'vampirli' filmler ve diziler varsa bu kesinlikle The Lost Boys/ Kayıp Gençler sayesindedir. Başrolünde yine döneme uygun olarak genç oyuncuların oynadığı (genç Jason Patric, genç Kiefer Sutherland, genç Corey Haim gibi) filmde, anne-babası boşanan Sam ve Michael anneleriyle birlikte büyükbabalarının Santa Carla'daki evine taşınırlar. Özellikle gençlerin kendilerini eğlenceye, partilerde ve discolarda geçirilen uzun gecelere adadığı bir kent olan Santa Carla'da ilginç bir şekilde gençler ortadan kaybolmaktadır. Sam'in ağabeyi Michael aşık olduğu kız için başını David'in (Kiefer Sutherland) çektiği farklı bir gençlik grubunun içine girer. Ancak Michael'ın bu grup içine girmesiyle birlikte Sam, ağabeyinde ufak(!) değişiklikler sezmeye başlar. Aslında Michael, David'in ona içirdiği bir şeyle (kan) birlikte yavaş yavaş bir vampire dönüşmekte ve içindeki 'kan' arzusuna karşı koymaya çalışsa da başta ailesi olmak üzere çevresi için tehlikeli olmaya başlamaktadır. Sam, çizgiroman dükkanında tanıştığı ve birer korku-çizgiromanı bağımlısı sayılabilecek Edgar ve Alan Frog (ünlü gotik korku yazarı Edgar Allan Poe'ya yapılan açık bir göndermedir aslında bu) kardeşlerle birlikte ağebeyini bu durumdan kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışacaktır. Kahramanlarımızın vampirleri yok etmek için çizgiromanlardaki bilgilerden yararlanması da, aslında filmin geleneksel vampir mitolojisine bağlı kaldığını (güneş ışığında yanmak, sarımsaktan, haçtan, kutsal sudan korkmak, ev sahibi tarafından eve davet edilen vampirin bütün bunlara karşı bağışıklık kazanması gibi) göstermektedir bize. Bu özelliğiyle film bir 'vampir ansiklopedisi' niteliği taşımaktadır. Ancak, çok değil 7 yıl sonra Anne Rice'ın aynı isimli romanını sinemaya uyarlayan Neil Jordan, "Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles" ile bu mitolojiyi ters yüz edecektir. Yine de The Lost Boys hala bütün vampirli film ve dizilerin atası/ağa babası sayılmaktadır.


ONDAN ÖNCE BU VARDI: CLASH OF TITANS/ Devlerin Savaşı, Desmond Davis, 1981, ABD, Fantastik

Acaba yaşı 30'un altında olanların 2010 yapımı ve Louis Leterrier'in yönettiği 'Clash Of Titans/Titanların Savaşı' adlı dijital efekt bombardımanı sinema filminin 'God of War, Age Of Mythology veya Titan Quest' gibi bilgisayar oyunlarının sinema uyarlaması olarak yorumlamaları (Bkz. beyazperde.com) normal mi karşılanmalı yoksa bu onların sinemasal cehaletine mi verilmeli? Belki yaşları gereği, bundan 30 yıl önce, elde henüz bilgisayar programları destekli efekler yokken ve herşeyin 'manuel' yapıldığı bir dönemde Desmond Davis yönetmenliğinde çekilen ilk/orjinal Clash of Titans'ı seyretmiş ya da görmüş olmaları beklenemez, ama en azından seyrettikleri film hakkında bir araştırma yapmış olmalarını ya da dolaştıkları onca internet sitesi içinde bir yerlerde bunun gözlerine çarpmış olmasını bekliyor insan. Oysa Hollywood'un son dönemde içine düştüğü orjinal senaryo kıtlığını çözmek için başvurduğu üç yöntem var: 1) Uzakdoğu sinemasına ait örneklerin yeniden uyarlanması 2) Zamanında çok izlenmiş eski dizileri sinema filmi haline getirmek ve 3) Yine eski sinema filmlerini yeniden ama bu sefer dijital efekte boğulmuş ve senaryosu kısaltılmış olarak uyarlamak.
2010 yapımı Clash Of Titans işte bu üçüncü gruba giren filmlerden ve 1981 yapımı, Desmond Davis'in yönettiği Clash of Titans'ın yeniden çevrimi. Orjinal filmi de seyretmiş biri olarak diyebilirim ki 1981 yapımı film senaryo olarak 2010 yapımından çok daha ayrıntılı, özgün ve Yunan mitolojisine sadık bir uyarlamadır. 2010 yapımı Clash Of Titans, orjinal filmin senaryosunun ufak bir bölümünü kullanmış, Perseus-Andromeda aşkı filmden çıkarılmış (burada Andromeda sadece Perseus'un kurtardığı kadına dönüşmüştür), aynı şekilde orjinal filmde yer alan bir çok mitolojik karaktere ve olay örgüsüne de yer verilmemiştir. Orjinal senaryosunda yapılan bunca kırpmadan sonra açılan boşluklar 2010 model dijital efeklerle doldurulan film, mitolojiyi sadece bilgisayar oyunlarından öğrenen bir neslin beğenisine sunulmuş ve sonuç, orjinal filmden haberi bile olmayanlar açısından, mükemmel olmuştur! Elbette belki efektler açısından iki filmi karşılaştırmak pek doğru olmayacaktır, ama 1981 yapımı orjinal filmin efektleri de, kendi zamanı için yabana atılacak türden değildir ve en azından günümüz dijital efekleri gibi insanı rahatsız etmemekte, size de çok daha fazla mitolojik öykü izleyeceğinizin garantisini vermektedir.


FRANKLYN, Gerald McMorrow, 2008, İngiltere-Fransa, Fantastik-Dram


Herkese hitap etmeyen, Eş-Kent (Meanwhile) sahneleriyle yine bir başka herkese hitap etmeyen film olan Dark City'i anımsatan Franklyn, yine Dark City gibi kendi varlığında kaybolmuş bir adamın  kendini bulma yolundaki macerasını anlatmaktadır. Hem bizim dünyamızda, hem de bizim dünyamıza paralel 'Meanwhile' isimli bir kentte geçen film; bizim dünyamızdaki sahnelerde bir babanın kendi oğlunu arayışını anlatırken diğer taraftan da psikolojik sorunlu bir genç kadının aşkı bulmasını anlatır. Paralel kent  Meanwhile'de geçen sahnelerde ise yeni bir dünyayı tanır ve bu dünyadaki maskeli dedektif  Christopher Preest'ın kendi arayışına şahit oluruz. Finalde ise, film boyunca süren bu parçalı anlatım muhteşem bir sahneyle birleşerek bizi bütün bu arayışların 'bulunma' paydasına götürür. Filmin tek sorunu belki de, tıpkı Shyamalan'ın Village'ı (KÖY) gibi, çok daha sürpriz bir sekilde verilebilecek sonunu biraz erken belli ederek bu twist’i iyi değerlendirememesidir o kadar. Bunun dışında hem görüntüler (atmosfer), hem de kamera açıları çok güzel ayarlanmıştır filmde, özellikle final sahnesinde. Ancak tamamen bir fantastik film, ya da korku-gerilim bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilirler. Daha çok psikolojik-macera/polisiye olarak tanımlanabilir film; filmdeki fantastik sahneler sadece sürpriz sona götüren birer araç olarak kullanılmışlardır. Ama yine de filmin en güzel sahneleri (Meanwhile) Eş-Kent'te geçen sahnelerdir; bu sahnelerin bizim evrenimize geçiş yaptığı kısımlar, özellikle filmin sonuna doğru mükemmel ele alınmışlardır. Tabii bu arada diğer evrendeki kent için Meanwhile adının  seçilmesi de ilginçtir, zira "bu arada" anlamına gelen bu İngilizce kelime, filmlerde genelde "biz bunları yaşarken şehrin diğer ucunda da" anlamına gelmektedir. Aslında fantastik sahnelerin filmin ana kurgusu içinde açılmış birer parantez olduğu da buradan anlaşılmaktadır: Filmin sonundaki twist’i hazırlayan parantez.

.

THE CROW/ Ölümsüz Aşk, Alex Proyas, 1994, ABD, Fantastik- Macera


James O'Barr'ın aynı isimli ünlü çizgi-roman serisinden uyarlanan The Crow, yapım aşamasında daha çok Eric Draven'i canlandıran başrol oyuncusu Brandon Lee'nin, babası gibi (Bruce Lee) setteki ölümüyle gündeme gelmişti. Daha sonra bilgisayar programı aracılığıyla tamamlanan film, gotik atmosferi ve yarattığı örnek sahnelerle türünün kült yapımları arasında yer aldı. Özellikle The Crow'dan sonra benzer bir çok filmde (Matrix'de bile) 'çatılar üzerinde engelleri aşarak koşma' sahnesi yer almaya başladı. Alex Proyas'ın filmde yarattığı karanlık atmosfer, daha sonra çektiği 'Dark City' (ki karanlık bu filmde tavan yapar), Knowing (Kehanet) ve bunlar kadar olmasa da 'Ben, Robot'da da devam edecektir. 
 Filmin başında sevgilisiyle birlikte öldürülüşünü gördüğümüz ünlü rock solisti Eric Draven, olayın üzerinden bir yıl geçtikten sonra mezar taşı üzerine konan bir karga tarafından yeniden canlandırılır, aslında buna tam anlamıyla canlanma diyemeyiz çünkü Eric artık ölmemektedir ve doğaüstü bir varlığa dönüşmüştür. Karga, ölümlerinin intikamını alması için ona bir şans daha vermiştir ve Eric de kazandığı doğaüstü güçleri bu amaçla sonuna kadar kullanacaktır. Filmde hikaye küçük bir ağzından ve tanıklığından anlatılmakta, Eric'in zihninde canlanan geri dönüşlerle de ölmeden önceki yaşamlarına şahit olmaktayız. Aslında Eric'in (Brandon Lee) ağzından anlatılacak olan hikaye, Brandon Lee'nin çekimlerdeki bir kaza sonucu ölmesiyle küçük kızın ağzından aktarılır. The Crow, 'bir çizgi-roman usta bir yönetmenin elinde nasıl sinemaya aktarılır' konusunda da bir ders niteliğindedir. Zaten karanlık olan çizgi-romanın havası, Alex Proyas'ın da zaten karanlık olan atmosferiyle (sonraki filmleri de bunun kanıtıdır) birleşince ortaya kapkaranlık ama muhteşem bir uyarlama çıkmaktadır. The Crow, hiç bıkmadan tekrar tekrar seyretmeyi isteyeceğiniz türden bir filmdir. Ve bu yüzden de 'kült' olmuştur.


 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzleyek - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger