Latest Movie :
Recent Movies

PASIFIC RIM/ Pasifik Savaşı, Guillermo del Toro, ABD, 2013, Macera, Bilim-Kurgu

Artık hepimizin yakından tanıdığı ve takip ettiği İspanyol yönetmen Guillermo del Toro, ilk olarak Mimic/ Tehlikeli Yaratıklar gibi farklı bir yaratık hikayesi ve ardından gelen tersten bir hayalet hikayesi "El Espinazo del Diablo/ Şeytan'ın Bel Kemiği" ile kalplerimizi fethetmiş olsa da sonradan yaptığı işler onun asla kalbimize sığmayacağını göstermiştir. Blade II, çizgi romandan neredeyse birebir uyarladığı Hell Boy serisi ve o muhteşem ötesi Pan's Labyrinth/ Pan'ın Labirenti, filmin yönetmenini bilmeseniz dahi filmi görünce "bu kesin bir Guillermo del Toro" filmidir diyebileceğiniz türde bir tarza sahip olduğunu, bir tarz yarattığını bize ispatlayan filmler olmuştur. Hell Boy ve Blade gibi gişe bombası fantastik filmler yanında, özellikle Şeytan'ın Bel Kemiği (öncesinde Cronos) ve Pan's Labyrinth/ Pan'ın Labirenti ile fantastiği de dramla birleştirerek bambaşka şeyler yapabileceğini göstermiştir.
Sırada ise, bize bir sonraki filmi inşallah yıllardır beklenen kült animasyon Voltron'un sinema uyarlaması olur dedirten ve her açıdan "canavar"larla dolu bir film var: Pasific Rim/ Pasifik Savaşı. Dünya'nın, Kaiju (Japonca; dev canavar) adı verilen ve Pasifik okyanusunun tabanında açılan bir boyutlararası portaldan geçerek gelen gökdelen boyutlarındaki canavar uzaylıların saldırısına uğramasının ardından insanların Kaijular'a karşı verdikleri mücadele anlatılmakta Pasifik Savaşı'nda. Elbette insanların önce savaş uçaklarıyla başlayan mücadelesi zaman içinde gerçekten bir boyut değiştirecek ve savaş uçaklarının dev canavarlar karşısında ancak sivrisinek etkisi yaptığını gören insanlar, Kaijular'la savaşmak için bu sefer "Jaeger/Almanca; avcı" adı verilen kendi dev canavar robotlarını üreteceklerdir. Nöral köprüde sürüklenerek birleşen iki pilot tarafından kullanılan Jeagerlar, bizim daha çok çocukluğumuzda izlediğimiz Voltron, Transformers vb. animasyonlardan aşina olduğumuz türde, plazma topu, kılıç vb. silahlar kullanan, Kaijular gibi gökdelen boyutlarındaki -bir yük gemisi elinde oyuncak gibi kalıyor mesela, siz tahayyül edin gerisini artık- robotlar. Önceleri tek pilot tarafından kullanılan Jaegerlar, zamanla pilotta beyinsel ve sinirsel hasarlara yol açtığı için sonradan iki pilot tarafından kullanılarak pilot üzerindeki zihinsel ve sinirsel yük azaltılıyor. Jaeger'ın beyninin her bir lopunu bir pilot idare ediyor; böylece dev robotun sağ tarafını bir pilot, sol tarafınıda da diğer pilot hareket ettiriyor. Ancak bu hareketlerin senkronize bir şekilde olması için iki pilotun da "nöral köprüde" zihinsel olarak birleşmesi -sürüklenme deniyor buna- gerekiyor ve bu birleşmenin başarısı da pilotlar arasındaki duygusal bağın kuvvetine göre artıyor veya azalıyor. Bu nedenle pilotlar baba-oğul (Striker Eureka'nın pilotları) veya kardeşlerden (üç kollu Crimson Typhoon/Kırmızı Tayfun'u kullanan Çinli üçüzler gibi) oluşmaktadır.
Ancak bu mücadelede Kaijular, zamanla Jaegerlar'a karşı bir savunma oluşturmakta ve belli periyodlarla "gedik"ten geçerek gelen yeni Kaijular daha gelişkin bir hal almaktadırlar. Dolayısıyla Jaegerlar da buna gelişmekte, Gipsy Dancer (Çingene Dansçı) gibi manuel robotlar yanında, Crimson Typhoon/Kırmızı Tayfun, Striker Eureka, Coyote Tango gibi dijital robotlar da ortaya çıkmaktadır. Elbette bu durum bir kısır döngü olduğundan sonunda insanlar "gedik"in içine bir nükleer bomba atarak onu ortadan kaldırmayı denemeye karar verirler.
Pasific Rim/ Pasifik Savaşı'na kadar dev canavarların ve dev robotların geçirdiği sinemasal evrim.
Transformers'dan aşina olduğumuz "dev robotların bol gürültülü mücadelesi" bu sefer biraz daha büyümüş ve uzaylılarla yapılır hale gelmiş olarak neredeyse filmin tamamına hakim ve filmin neredeyse tamamı da bu nedenle bilgisayar ortamında yapılmış. Ne var ki bilgisayar ortamında da olsa yaratılan dünya atmosferi gerçekten müthiş ve her karesiyle, her karenin rengiyle del Toro'nun hayal gücünün ürünü. Çok sık ve açık olmasa da film bazı yerlerinde sırtını yasladığı kapitalizme de eleştiriler getiriyor. Özellikle filmin başında Kaijular'la Jaegerlar'ın savaşının henüz yeni başladığı ve Jaegerlar'ın Kaijular'a karşı zaferler kazandığı dönemde Jaeger pilotları birer "rock yıldızı gibi" karşılanmakta, TV programlarına çıkmaktalar. Bir yandan da kapitalizm, insanlığın yok edici düşmanları Kaijular'ın oyuncak bebeklerini yaparak onları pazarlamaktadır. Ayrıca filmin bir yerinde Kaijular'a karşı sahil şeridi boyunca yapılan "yaşam duvarı"nın haberi TV'den verilirken yetkili "insanları ve erzakları kıyıdan 500 km. içeriye taşıyoruz." dedikten sonra arkadan sipiker, "Yani sadece parası ve gücü olanları mı?" diye sorar. Diğer taraftan "gedik"ten gelen yaratıklar da sömürgeci ve emperyalistlerdir. Kaijular'dan aldı bir beyin parçasıyla "sürüklenme" yaşayan grubun bilm-adamı, onların zihnine girer ve yaratıkların geçmişini öğrenir. Dünyayı istila edip koloni haline getirmeye çalışan yaratıklar bunu ilk olarak dinozorlar zamanında yapmışlardır ve bizim dinozor dediğimiz devasa yaratıklar da aslında o zaman gönderilen Kaijular'dır. Ancak atmosfer bu kolonizasyonun hedefine ulaşmasına engel olmuş ve dinozorlar ortadan kaybolmuşlardır. Aradan binlerce yıl geçtikten sonra insan ozon tabakasını delmiş, atmosferdeki klima etkisini arttırmış ve yapılabilecek bütün kötülükleri yaptıktan sonra kendi dünyasına; aslında boyutlar arası yaratıklar için de dünyayı ve atmosferini hazır hale getirmiştir. Dolayısıyla bu valıklar da kendi genetik üretimleri olan Kaijular'ı gedikten göndererek, onları dünyayı ve üzerindeki insan uygarlığını yok etmekle görevlendirmişlerdir.


Teknik olarak neredeyse kusursuz olan Pasifik Savaşı, dev canavarlar, robot canavarlar yanında bir de efekt canavarıyla dolu bir film. Ancak özellikle aksiyon ve bilim-kurgu alanında da hak ettiğini layıkıyla yerine getiren bir film. Özellikle bu filmi seyrettikten sonra siz de bizim gibi, kült çizgi film Voltron'ın sinema uyarlaması için en iyi ismin Guillermo del Toro olduğu konusunda hem fikir olacaksınızdır. Yine sırf Optimus Prime ve "tak tak tak" diye değişen arabaları yüzünden fanatiği olduğumuz, bir başka çocukluğumuz uyarlaması Transformers'dan da her anlamda kat ve kat ötede olduğunu da belirtmekte fayda var Pasifik Savaşı'nın. Bu da Michael Bay ile Guillermo del Toro arasındaki sinemasal yaklaşımın ne kadar farklı olduğunu bize gösteriyor.
Ufak bir not: Bebek Kaiju'nun karnından çıkan şeyi görmek için filmi jeneriğin sonuna kadar izleyin. 
Bu kare, çocukluğumuzun Voltron'ının elinde kılıcıyla gökyüzünde bir canavarla çarpıştığı sahneleri hatırlatmıyor mu?


BİZDEN HABERLER: "SİYAH" Aylık Öykü Dergisi ve "SOFRA" Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi

"SİYAH" Aylık Öykü Dergisi 2.Sayı
Daha önce 1. tanıtım sayısında da bir öykümüz ve sinema yazılarımızla yer aldığımız, editörlüğünü Halil Özkan'ın yaptığı e-dergi  SİYAH Aylık Öykü Dergisi'nin 2. tanıtım sayısında da Cine-Siyah köşesi ve "Filmsel Kavramlar" yazımızla yer aldık. 3. sayısı da şu günlerde çıkacak olan dergiyi buradan okuyabilir, çıkmış sayılarına ise buradan ulaşabilirsiniz.

"SOFRA" Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi, 2.Sayı
İmtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürlüğünü İbrahim Adıyaman'ın, genel yayın yönetmenliğini ise Mustafa Can Özdemir'in yaptığı ve genç arkadaşların çıkardığı 3 aylık Sofra Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi' nin Haziran-Temmuz-Ağustos periodundaki 2. sayısında da "Arayış" isimli öykümüzle yer aldık. Daha önce 1. sayısında da "Karanlığın Resmi" isimli öykümüzle yer aldığımız dergiye artık "nt Mağazaları"ndan da ulaşabilir ve satın alabilirsiniz.

ÖZEL DOSYA: BİRİ BİZİ UYUTUYOR/ İnsan Tarlaları

Aslında dosyanın adını başta "Bizi Uyutan Filmler" olarak koyacaktık, ama yanlış anlaşılmaya müsait bir başlık olduğu için bunu "Biri Bizi Uyutuyor" olarak değiştirdik. Zira okuyucularımızın bu başlığın seyrederken sıkıntıdan uyuyakaldığımız filmleri tanımladığını sanması büyük bir ihtimaldi. Ancak bizim amacımız seyirciden çok "filmdeki insanların sistem tarafından gerçekten uyutulduğu filmleri" burada size listelemek. Bunu da daha çok "Truman Show"daki gibi sadece karakteri "kurulu gerçeklikle" uyutulan/kandırılan değil, tüm toplumun uyutularak farklı bir gerçekliğe bağımlı hale getirildiği filmler üzerinden yapmayı tercih ettik. Çünkü bu filmlerin en büyük özelliği hepsinde insanların uyutulduğu veya yetiştirildiği "İnsan Tarlaları/Human Fields"nın olmasıdır. Şüphesiz "insan tarlaları" fikrinin oluşmasında "Matrix"in payı büyüktür, ama son dönemde sıkça karşımıza çıkması da felsefi bir teori olan "kavanozdaki beyin" teorisinin de doğruluğu hakkındaki şüphelerimizi arttırmaktadır!
İşte birilerinin bizi İnsan Tarlaları'nda uyuttuğu, yetiştirdiği veya klonladığı ve daha sonra da hasat ettiği, ama bizim olan bitenden bihaber olduğumuz filmler:

1. MATRIX/ Matrix, Wachowski Kardeşler, ABD, 1999, Bilim-Kurgu, Macera
 
 
"İnsan tarlaları" gibi ürkütücü bir fikrin yaratıcısı Matrix, yine tarlaların betimlenmesinde de en ürkütücü görüntüye sahiptir sanırız. Gelecekte, makinelerle insanlar arasında yapılan savaşı makineler kazanmış, ancak bu savaşta dünya da karanlığa gömülmüş ve tüm enerji kaynakları tükenmiştir. Makinelere esir hale gelen insan ırkı klonlanarak insan tarlalarında suni yollarla yaşatılmaya başlanmıştır. Zihinsel olarak da "gerçekten yaşadıklarını" sanmaları için hepsinin beyin fonksiyonları "Matrix" adı verilen sanal aleme bağlanmıştır. Böylece makineler tarlalardaki insan bedenlerinin enerjisini toplayarak kendilerine bir kaynak yaratmışlardır. Kısaca, savaştan sonra tüm insan ırkı makineler için enerji üreten devasa bir pile dönüştürülmüştür. Zihinsel olarak sanal aleme bağlı olan insanlar da gerçekten yaşadıklarını sanmaktadırlar. Oysa hepsi insan tarlalarında uyutulmaktadırlar...

2. HARSH REALM/ Haşin Krallık, Chris Carter, ABD, 1999-2000 (TV Dizisi), Bilim-Kurgu, Macera, Savaş

Harsh Realm/ Haşin Krallık, Matrix'le aynı dönemde televizyonlarda oynayan bir bilim-kurgu dizisi. 1999-2000 arasında sadece bir sezon/9 bölüm oynamasına rağmen senaryo olarak Matrix'den hiç geri kalmıyor. Hatta Haşin Krallık'ın James D. Hudnall ve Andrew Paquette'nin aynı isimli çizgi romanından uyarlandığını düşünürsek, Matrix'in de dizi veya çizgi romandan esinlendiğini de söylemek yanlış olmaz. 
Saraybosna'da savaşmış ve bir ay sonra ordudan ayrılacak olan Tom Hobbes'a, son bir görev daha teklif edilir. Yapması gereken, Pentagon tarafından geliştirilen çok gizli bir savaş simülasyonu olan Haşin Krallık'a gidip oyunun birincisi General Omar Santiago'yu yok etmektir. Ancak Tom Hobbes,bir odaya sokulup Haşin Krallığı tanıyıp anlaması için verilen video kasetleri seyrederken anlar ki bu oyun basit bir simülasyondan çok daha fazlasıdır. Kasetleri dinlemek için kulağına kulaklık takan Tom, bir süre sonra video kasetin yarım kalmasıyla kendine gelir; ama sonra anlar ki zaten çoktan kendi rızası olmadan Haşin Krallık'ın içine sokulmuştur. İşin ilginci burada karşılaştığı herkes aynı görevle buraya gönderilmiştir: General Omar Santiago'yu yok etmek. Haşin Krallık'ta her şey gerçek dünyadakindan farksız (tıpkı Matrix'deki gibi) ve bunu sağlamak için 1990 nüfus sayımından (Matrix'de de insanların 1990 yılını yaşadığını hatırlatalım), uydu haritalarından ve diğer gizli bilgilerden faydalanılmıştır. Oyun tarafından yaratılan sanal karakterlerle, Hobbes gibi dışardan oyuna giren gerçek karakterler de birarada yaşamaktadır Haşin Krallık'ta. Ancak oyundaki gerçek karakterler Hobbes gibi "kaseti izlerken" ve kendi rızaları alınmadan bu oyuna sokulmuşlardır. Gerçek dünyada ise hepsi dev bir hangarda, başlarına kablolar ve elektrotlar bağlı olarak uyutulmaktadırlar... 

3. DARK CITY/ Gizemli Şehir, Alex Proyas, ABD, 1999, Bilim-Kurgu, Macera, Fantastik


Koca bir şehir düşünün; ve bu şehri uzaylıların "insanı insan yapan duyguları" keşfetmek için kurduğu devasa bir laboratuvar olduğunu düşünün. Bu laboratuvarda kimin kim olduğu, ne olduğu çok da önemli değildir. Çünkü her gece saat tam geceyarısını vurduğunda şehirdeki tüm insanlar uykuya dalmakta ve bütün kimlikleri, yaşamları ve bütün şehir yeni baştan "kurulmakta"dır. Diğer filmlerdeki insan tarlalarından farklı olarak "Dark City/ Gizemli Şehir" insanları uyumamakta, gerçek hayatı yaşamakta (tabii buna gerçek denebilirse), ama bu yaşadıklarını sandıkları gerçeklik de her akşam yeni baştan kurulmaktadır. Yani şehir insanlarının uyuyup uyumamaları hiç fark etmemekte, her daim aynı sahteliği paylaşmaktadırlar. Daha sonra kurulu hayatlarında deneyimledikleri duygular da uzaylılar tarafından beyinlerinden hasat edilmektedir... 

4. RIVERWORLD/Nehir Dünyası, Stuart Gillard, ABD-Kanada, 2010, Bilim-Kurgu, Dram
Ermiş (yani bu anlaşılmaz filmi yaratan adam başka türlü tanımlanamaz) bilim kurgu yazarı Philip José Farmer’ın 70’lerde yarattığı dünyaca ünlü bilimkurgu serisi Riverworld'den uyarlanan uzun mu uzun ve bir oranda da işkence aleti olabilecek bir filmdir Nehir Dünyası. Baş karakter dahil hiç kimsenin içinde ne olup bittiğini anlayamadığı film diye de tarihe geçebilir, bunun için hiçbir engeli yoktur doğrusu, ama içerdiği "insan tarlası" sahnesi nedeniyle de bu listedeki yerini almayı hak eder. Bir intihar saldırısı sonucu hayatını kaybeden kahramanımız Matt ve nişanlısı Jessie gözlerini Nehir Dünyası'nda, bizim aslında öbür taraf diye tanımladığımız yerde açarlar. Kendilerinden önce ve sonra ölen herkes başı-sonu belli olmayan bir nehrin kenarında yaşamaya devam etmektedirler burada. Ancak burada da, ölmeden önceki hayatlarında olduğu gibi bir iktidar mücadelesinin, çalan-çırpan ve sömürülen tarafların olduğu bir yaşam vardır. Bir de olur olmadık heryerde ortaya çıkıp, her şeye burnunu sokan Şirinler'in iricesinden mavi renkli ve mavi pelerinli -büyük ihtimal Nehir Dünyası'nı yöneten tanrı yamağı- insanlar vardır. Dediğimiz gibi filmi anlamak pek öyle mümkün değil veya neyin neden olduğunu, ama insanlar öldükten sonra Nehir Dünyası'nda yaşamaya devam ederken, aslında normalde toprağın altında gömülü olması gereken bedenleri de bir mekanda uyumaktadır (ama aslında ölüdürler ve başka bir dünyada yaşamaktadırlar). Biz bile seyirci olarak duruma vakıf olamazken, filmde bunu yaşayanların vakıf olmasını beklemek elbette imkansızdır. Tabii bir de insan bu filmden sonra "Lan cennette bile uyutuyorlar bizi!" demeden de edemiyor...

5. THE ISLAND/ Ada, Michael Bay, ABD, 2005, Bilim-Kurgu, Macera
 
 
Ekolojik bir felaketten geriye kalan son insanlar bir yeraltı tesisinde sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamaktadırlar. Amaçları ise yeryüzündeki felaketen etkilenmemiş ve insanoğlunun yaşayabildiği tek yer olan "Ada"ya gitmek için seçilebilmektedir. Ancak tabii bu da bir "kurulu yaşam" veya "verilmiş bir umuttur". Çünkü aslında yeryüzünde ekolojik bir felaket olmamıştır ve bu tesisteki herkes aslında dışarda yaşayan bir "orjinal" insana yedek parça sağlayacak birer klondur. Zengin tabaka yüksek paralar ödeyerek herhangi bir hastalık veya kaza sonucu kaybedeceği organların yerine yenisinin konabilmesi için kendi klonunu yaptırmaktadır bu tesiste. Laboratuvarlarda kapsüller içinde yetiştirilen insanlar, daha sonra bu tesiste yapay bir yaşam içerisinde yaşatılmaktadırlar. Ta ki "orjinalleri" yedek parçaya ihtiyaç duyana kadar; elbette bu da "Ada"ya gitmek anlamına gelmektedir...

6.OBLIVION/ Oblivion, Joseph Kosinski, ABD, 2013, Bilim-Kurgu, Macera
 
Yıl 2077, dünya uzaydan gelen istilacı ırk Scav-Yağmacılar tarafından işgal edilmiş, ve onlarla yapılan savaş sonucu da bir harabeye dönmüş durumdadır. Yer şekilleri değişen ve yer yer radyasyon alanları oluşan dünya insan ırkı için yaşanması imkansız bir yer haline gelmiştir. Bu nedenle dünyayı Yağmacılar'a terk eden insanlar Satürn'ün uydusu Titan'a yerleşmişlerdir, ama enerjilerini de okyanus üzerine kurdukları dev hareketli tesislerle dünyadaki okyanus suyundan sağlamaya devam etmektedirler. Geride kalan ve kulelerde yaşayan asker/teknisyenler de (genelde her kulede iki kişi olmakta) hem okyanus üzerindeki tesislerin, hem de onların güvenliğinden sorumlu insansız araçların bakım ve onarımından sorumludurlar. Jack ve Victoria da bu iki mürettebattan biridir. Ancak elbette bu gerçekliğin görünen tarafıdır. Görünmeyen tarafı ve Jack'in de yaşayacağı aydınlanmadan sonra keşfedeceği gibi, aslında böyle bir şey yoktur. İnsan ırkı neredeyse yok olmuştur ve bunu yapan da Satürn'ün arkasından çıkıp gelen Tet isimli uzaylı dev makinadır. 60 yıl önce Tet'i keşfe gönderilen ekipte yer alan Jack ve Victoria, arkadaşlarının hayatlarını kurtardıktan sonra makinanın içine girerler ve yok olurlar. Evet, gerçekten yok olurlar, ama Tet de onların DNA'sından kendi ordusunu klonlar ve insanlarla savaşır. Savaştan sonra da yeryüzüne kendi yerleştirdiği makinaların bakım ve onarımını yaptırır bu klonlara. Her kulede iki kişi vardır, ama ikisi de Jack ve Victoria'dır. Jack filmin sonunda makinanın içine girdiğinde insan tarlasında kendisinin ve Victoria'nın milyonlarca klonunu görür...

7. MOON/ Ay, Duncan Jones, İngiltere, 2009, Bilim-Kurgu, Dram
 
LUNAR Indüstries Ltd.adına Ay'daki üste ay yüzeyinden Helyum 3 toplayan makinaların bakım ve onarımını yapan Sam'in 3 yıllık görev süresinin dolmasına iki hafta vardır. Ancak hem bedensel hem de zihinsel sağlığı artık bozulmak üzeredir. Çünkü 3 yıldır Ay'da robot Gerty ile yaşamakta ve dünya ile canlı bağlantısını sağlayan iletişim uydusu da uzun süredir çalışmamaktadır. Ancak geçirdiği bir kaza sonucu Ay üssünde kendisinden bir tane daha peydah olur. Üstelik bu hem zihinsel hem de bedensel olarak mükemmel durumdadır. Elbette karşımızda yine bir klonlama olayı vardır. LUNAR Indüstries Ltd. uzun yıllar önce ucuz iş gücü sağlamak için orjinal Sam'den yüzlerce kopyalamış ve bunları Ay üssünün altındaki gizli bir odada dondurmuştur. Yaşam süreleri 3 yıl olan klonlar, 3.yılın sonunda evlerine gitmek üzere bindikleri kapsül içinde imha edilmektedirler aslında. Hemen ardından da yeni bir klon Gerty tarafından uyandırılarak "işleme" konmaktadır...

8. DAYBREAKERS/ Vampir İmparatorluğu, Michael Spierig-Peter Spierig, ABD-Avustralya, 2009, Bilim-Kurgu, Korku
2019'da gizemli bir salgın hastalık yeryüzünü kasıp kavurmuş, dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunu vampire dönüştürmüştür. Vampire dönüşmeyen insan ırkı artık tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan ikinci sınıf bir tür konumuna gelmiştir ve bu nedenle yaşam savaşı vermeye başlar. Burada şöyle bir soru aklımıza gelebilir;"Peki nüfusunun çoğunluğu vampir olan bir dünyada vampirler nasıl insan kanıyla besleneceklerdi?". Bu dünyada insan kanıyla beslenmeyi reddeden vampirler olmasına rağmen, insan kanı isteyenlerin ihtiyacını karşılayacak insan da yoktur. Ve bu noktada aklımıza o korkunç cevap gelir, "Elbette klonlanarak çoğaltılmış insanlardan hasat edilecek kanla!"...

Sahi bu dünya da halkların uyutulduğu bir "insan tarlası" değil mi? Kimi emeğimizi hasat eder, kimi bilgimizi, kimi paramızı, kimi sevgimizi ve bu böyle uzar gider... 
Başta demedik mi "Biri Bizi Uyutuyor" diye...!

OBLIVION/ Oblivion, Joseph Kosinski, ABD, 2013, Bilim-Kurgu, Macera

 
Yıl 2077, dünya uzaydan gelen istilacı ırk Scav-Yağmacılar tarafından işgal edilmiş, ve onlarla yapılan savaş sonucu da bir harabeye dönmüş durumdadır. Yer şekilleri değişen ve yer yer radyasyon alanları oluşan dünya insan ırkı için yaşanması imkansız bir yer haline gelmiştir. Bu nedenle dünyayı Yağmacılar'a terk eden insanlar Satürn'ün uydusu Titan'a yerleşmişlerdir, ama enerjilerini de okyanus üzerine kurdukları dev hareketli tesislerle dünyadaki okyanus suyundan sağlamaya devam etmektedirler. Geride kalan ve kulelerde yaşayan asker/teknisyenler de (genelde her kulede iki kişi olmakta) hem okyanus üzerindeki tesislerin, hem de onların güvenliğinden sorumlu insansız araçların bakım ve onarımından sorumludurlar. Jack ve Victoria da bu iki mürettebattan biridir. Victoria gayet soğuk ve ruhsuz bir yapıya sahipken, Jack tam aksine görev için hafızası silinmeden önceki yaşamına dair anı kalıntıları olan, geçmişe ve yok olmuş dünyaya özlem duyan bir ruh hali içerisindedir.
Filmin ilk yarısı bu iki karakter üzerine yoğunlaşıp, 2070'lerin dağlar, çöller arasına sıkışmış şehir kalıntılarıyla dolu dünyasından peyzaj tabloları çizerken, bir yandan da yörüngedeki ana gemi "Tet"e binip Titan'a gitme hayalleri kuran iki mürettebatın dünyadaki işlerini kısaca bize aktarmaktadır. Ancak bu anlatımlarda öyle derin bir karakter tanıtımı beklemeyin (biz yukardaki karakter niteliklerini koca filmi seyrettikten sonra tanımladık!), daha çok filmin gelecek atmosferi üzerine kurulu görsel şölen niteliğinde. Öyle ki bir noktadan sonra "bu film hep böyle iki kişi mi gidecek?" diye sormadan edemiyorsunuz, ama Allah'tan filmin afişindeki Morgan Freeman ve Olga Kurylenko isimlerinden en az iki karakterin daha karşımıza çıkacağını bilmenin rahatlığını yaşıyoruz bu aşamada. Zaten yönetmen de bunun farkında olacak ki, siz bunu düşünür düşünmez hemen ardından Morgan Freeman "Yağmacılar'ın lideri", Olga Kurylenko da Jack'in "anılarında yaşayan kadın" olarak karşımıza çıkıyor. Bu aşamadan sonra ise film hem ivme kazanıyor hem de senaryoda sürpriz üzerine sürpriz yapmaya başlıyor...
Aslında yönetmen Joseph Kosinski biraz "twist ustası" M. Night Shyamalan'dan ders almış olsa, bayağı bayağı sonu bizi ters-köşe yapabilecek bir filme imza atacakken bu sürprizleri erkenden açık ederek bu şansını yok ediyor. Yine de film bittikten sonra "Bayağı iyi bir filmmiş!" dediğimizi de itiraf edelim burada. Tabii bizim "iyi filmmiş" dememizin bir nedeni de filmin neredeyse bir düzine filme gönderme yapması. Kosinski'nin yayınlanmamış bir öyküsüne ve çizgi-romanına dayanan filmin öyküsü, belki de yönetmeninin de sinema geçmişinden dolayı, 2001: A SpaceOdyssey/2001: Bir Uzay Destanı, Matrix, Solaris, Moon, The Omega Man vs. gibi gayet baba bilim-kurgu filmlerinden açıkça etkilenmiş görünmektedir. Burada filmin sürprizlerini bozmamak için bu filmlerle olan benzerlikleri belirtmiyoruz, ama seyrettikçe sizin de söz konusu filmlerle ilişki kuracağınıza eminiz, tabii anılan güzelim filmleri seyretmediyseniz hala o başka! Özellikle bizim gibi "teknolojiden, makinelerden ve teknolojik gelişmelerin hayatımızın en küçük ayrıntısına kadar girmesinden rahatsız biri olarak" söyleyebilirim ki, Oblivion bize dünyanın sonunu makinelerin getireceğini bir kere daha göstermiştir. Bu ister Dark City ve -spoiler- Oblivion'daki gibi uzaylı üretimi veya dünya dışı bir makine olsun, isterse Terminatör ve Matrix serilerindeki gibi insan yapımı makineler olsun, fark etmez...
Her şey bir yana, kısa süre önce 80'lerden bize kalan kült film Tron'un devam filmi "Tron: Legacy" ile karşımıza çıkan yönetmen Kosinski, Tron'la gösterdiği başarıyı bu filmde de tekrarlıyor. Özellikle zaten Tron'dan aşina olduğumuz bilim-kurgu atmosferi yaratma başarısı bu filmde de devam ediyor. Ufak tefek senaryo ve oyuncu aksaklıklarına rağmen Oblivion seyredilmeyi hak ediyor; özellikle söz konusu filmlerle olan bağlantılarını görmek açısından...

GELECEK PROGRAM: BEHZAT Ç. / ANKARA YANIYOR, Serdar Akar, Türkiye, 2013, Polisiye

Türk televizyonlarının gelmiş geçmiş en iyi polisiye dizisi, kim unutabilir ki "Akbaba'nın Evi"ni, bazan muhalif bazan muhaliften de öte militan bir çizgi izleyen Behzat Ç., RTÜK'e göre sorunlu ama topluma göre sorumlu televizyon dizisi macerası ardından ikinci bir filmle tekrar sinema perdesine geliyor. Youtube'da yayınlanan fragmanından hala kendi çizgisinden taviz vermediğini gördüğümüz Behzat Ç., yine memleket meselelerine, derin devlet olaylarına (fragmanda Ercüment de görünüyor) el atıyor. 

NAZIM'IN KÜBA SEYAHATİ, Çağrı Kınıkoğlu- Gloria Rolando, Türkiye, Küba, 2008, Belgesel

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü (Instituto Cubano de Arte e Industria Cinematográficos) (ICAIC) ortak yapımı “Nâzım’ın Küba Seyahati” filmi 1 temmuz 2013 tarihinde Youtube'a yüklenerek izleyicilerin beğenisine sunuldu. 
Film, özellikle "Havana Roportajı" ve "Saman Sarısı" şiirleri esas alınarak, Nazım Hikmet'in Nicholas Guillen'ın daveti üzerine "1.Yazarlar ve Sanatçılar Kongresi" için Küba'ya yaptığı seyahati anlatmaktadır. Nazım Hikmet'in kendi sesinden Küba'yı dinlediğimiz, komünist şairin hayatının bilmediğimiz bir kesitini anlatan, Küba halkının yaklaşık elli yıl geçmesine rağmen devrime ve sosyalizme sanki devrimin ilk günüymüş gibi aynı heyecanla sarıldığını göstererek o devrimin sıcaklığını ve heyecanını bize de yaşatan 68 dakikalık bir belgesel vardır karşımızda.
Film ayrıca 20. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde de jüri özel ödülünü almıştır.
"Nazım'ın Küba Seyahati" Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin aşağıdaki açıklamasıyla Youtube'da gösterime girmiştir.
"Nâzım'ın Küba Seyahati, 1961 yılında Nâzım Hikmet'in Küba'ya yaptığı yolculuğun belgeseli...
Bu filmimizi, 3 Haziran 2013'te, Nâzım Hikmet'in sonsuzluğa karışmasının ellinci yılında paylaşmayı arzu etmiştik. Mayıs sonundan itibaren Türkiye'de halkımızın, üzerindeki ölü toprağını atmak üzere ortaya koyduğu yoğun eylemlilikler nedeniyle paylaşımı yaklaşık bir ay ertelemek durumunda kalmıştık.
Filmimiz artık yayında.
Bu filmi tüm boyun eğmeyenlere armağan ediyoruz.
Filmimiz, devrimini yapan ve devrimine sahip çıkan yiğit bir halkın hikayesidir: Bu memleketi ve hayatı değiştirmek için, kendi birikimimizi geliştirmek için inatla ve çok çalışmaya dönük bir çağrıdır aynı zamanda.
Nâzım'a ve Küba halkına en içten sevgi ve saygılarımızla..." 

Filmi BURADAN izleyebilirsiniz.

BİZDEN HABERLER: SİYAH Aylık Öykü Dergisi

Editörlüğünü Halil Özkan'ın yaptığı SİYAH Aylık Öykü Dergisi, sonbahara kadar e-dergi formatında tanıtım sayılarının yayınlanacağı ve ilk tanıtım sayısı bugün online olarak paylaşılan yeni bir dergi. Aylık periyotlar halinde yayınlanacak olan dergide öykü yanı sıra diğer edebi türlere, fotoğraflara ve illüstrasyonlara da yer verilecek. Bu anlamda özellikle tanıtım sayıları boyunca herkese açık bir dergi. Bizim de "Lar'us'un Sırrı ve Ritüeller" isimli öykülerimizle katıldığımız dergide, ayrıca düzenli olarak "Cine Siyah" isimli sinema-film köşesini de hazırlayacağız. Bu sayıda da "Cine Siyah" köşesinde, daha önce blogda paylaştığımız "Capricorn One" filminin tanıtımını ve "Filmsel Kavramlar: Makine" yazısını okuyucularla paylaştık. Blogda yayınlanan yazılar yanı sıra yeni sinema yazılarımızla da "Cine Siyah" köşesinde yer alacağız. Yeri geldikçe ve editör Halil Bey de kabul ettiği sürece öykülerimizi de "SİYAH" dergi aracılığıyla sizlere ulaştıracağız.
"SİYAH Aylık Öykü Dergisi"nin e-format'taki baskısına aşağıdaki linkten ulaşabilir, beğenebilir ve paylaşabilirsiniz:

 

SİYAH Aylık Öykü Dergisi İletişim Bilgileri:
mail adresi: infosiyahdergi@gmail.com
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzleyek - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger