Latest Movie :
Recent Movies

KISA KISA: Film Üstü Notlar (HARDWIRED/Yüksek Gerilim, Ernie Barbarash, ABD, Kanada, 2009, Bilim-Kurgu, Macera, B-Movie)


Başrollerdeki Val Kilmer, Cuba Gooding Jr. ve şu sıralar Orphan Black isimli diziyle ekranlarda olan Tatiana Maslany gibi iyi oyuncularına rağmen, Hardwired/ Yüksek Gerilim bir B-Movie'nin bütün özelliklerini taşıyor: Kötü oyunculuklar, kötü efektler, kötü kurgu ve idare eden bir yönetmen, ama gerçekten güzel bir konu. Bu yüzden daha iyi bir senaryo ve kurguyla ele alınsa filmi kült mertebesine bile çıkarabilecek "kapitalist sistem eleştirisi" içeren konusu üzerinde durmak bizim için daha anlamlı olacaktır.
Artık her şeyin yönetiminin şirketlerin eline geçtiği, Afrika'daki vahşi hayvanların üzerinden, ABD'nin uçak gemilerine, yörüngedeki uydudan Özgürlük Anıtı'nın elindeki meşaleye kadar her şeyin birer reklam alanı olarak kullanılıp pazarlandığı bir gelecekte; karısını korkunç bir trafik kazasında kaybeden Luke Gibson gözünü bir hastanede açar; ancak hayatı yıkımın eşiğindedir. Ölümcül bir mikroçip aracılığıyla üretici firma HOPE'un yetkilisi (Val Kilmer) tarafından yakından izlenen Gibson, hiç hatırlamadığı bir geçmişten çeşitli imajlar görmektedir.
Aslında beyninde ödem oluşan Luke'un pek yaşama şansı yoktur ve kız kardeşiyle iletişime geçen Hope şirketi, ona beynine yerleştirilecek bir implantla Luke'un yaşama dönebileceğini söyler. Kardeşinin işlemi kabul etmesinin ardından, Luke'un beynine bir implant yerleştirilir ve gözlerini açtığı andan itibaren Luke çeşitli hayaller/görüntüler görmeye başlar. Önce hayal gördüğünü sanan Luke, sonradan aslında bunların birer reklam olduklarını öğrenir. Çünkü görüntülerdeki insanlar ya kendisine belli bir marka saatin ya da bir tür içeceğin reklamını yapmaktadırlar. Heryerde birden fazla şekilde karşısına çıkan reklam görüntüleri bir süre sonra Luke'u delirmenin eşiğine getirir. Bu reklamlara engel olmanın tek yolu ise, kendisi gibi implant yerleştirilmiş başka birinden öğrendiği gibi, ürünü satın alarak ya da çalarak ona sahip olmaktır. Çünkü reklamlar kişi onu satın alana dek görünmeye devam edecek şekilde programlanmış ve böylece reklamı veren üretici firma ürününün satılmasını garanti altına almış olmaktadır. 
"Üzgünüm ama artık yerimiz kalmamıştı. Hayal edebileceğin her yere reklam koyduk ve satürasyon noktasına geldik. Yeni mekanlar yaratmalıydık. Hayal gücünün ötesinde bir yer. İnsanların aklındaki bir yer. Parası olanlara bu aygıtı akıl geliştiren bir şey olarak pazarlayacağız. Boş hayatlarında onlara yardımcı olacak, en üstün bilgisayar kafalarının içine yerleştirilecek. Anında bilgiye sahip olacaklar. Düşünce hızında analiz yapabilecekler. Fakir olanların, sağlık sigortası olmayan milyarlarca kişinin ameliyatlarını, masraflarını biz ödeyeceğiz. Ve aygıt da o zaman takılacak onlara. Bu çok kazançlı bir iş. İstedikleri şeyleri ve nereden alabileceklerini söyleyeceğiz. Kafalarının içindeki reklam yerlerini trilyonlara satacağız."
Evet, aslında Luke'un zihni, toplam 660 kişinin üzerinde denenen ve güzel, süslü bir kılıfla aslında kapitalizme hizmet edecek olan yeni bir çip için deney alanı oluşturmaktadır. "Subliminal reklam" anlayışını birkaç adım daha ileri götüren HOPE şirketi, çip aracılığıyla reklamı direkt zihnin içine koymakta ve ürünü satın alana kadar da kişinin zihninde bunu tekrarlamaktadır. Böylece insanlar delirmemek için, tıpkı alış-veriş yapınca rahatlayan günümüz insanı gibi, ürünü satın almak zorunda kalmaktadırlar. Daha sonra beynindeki çip Hope karşıtı bir hacker grubu tarafından hack'lenen Luke, çip sayesinde hacker grubuyla siber bağlantılar kurarak bir çeşit siber-süper-kahramana dönüşecek ve hiper-siber-kapitalist Hope şirketine karşı savaşacaktır...
Ancak gelin görün ki bu güzel konuyu elindeki tüm imkanlarla mahveden yönetmen, bu oyuncularla bile filmini B-movie kalitesinden öteye taşıyamıyor. Yine de bizim gibi B-movie severseniz oldukça ilginizi çekecek bir film "Hardwired/ Yüksek gerilim".

THE EAST/ Gizli Oyun, Zal Batmanglij, 2013, ABD, İngiltere, Suç, Dram, Macera

"Söz konusu olan sizin eviniz, sizin hayatınız değilse içiniz rahattır. Uyuduğunuz yer. Çocuklarınız, eşiniz. Ama suç sizdeyken geceleri uyumak bu kadar rahat olmamalı. Özellikle de biz yaşadığınız yeri biliyorsak. Ne kadar zengin olduğun bizim umurumuzda değil. Bizler tüm suçluların yarattıkları dehşetle yüzleşmelerini istiyoruz. Çünkü işledikleri cinayetlerden kurtulmak o kadar kolay olmamalı.
Bize yalan söylerseniz, biz de size söyleriz.
Bizi gözetlerseniz, biz de sizi gözetleriz.
Yaşam alanlarımızı zehirlerseniz biz de sizinkini zehirleriz.
Biz Doğu'yuz…"

Eylemlerinde "göze göz, dişe diş" düsturunu benimseyen eko-anarşist bir grup olan East/Doğu'nun hikayesini anlatıyor "The East/ Gizli Oyun". Özel bir istihbarat şirketinde çalışan eski FBI ajanı Sarah Moss VIP müşterilerin korumasıyken, onun gizli görevlerdeki başarısını fark eden patronu tarafından varlığı sadece bir var/sayım olan East/Doğu isimli eko-anarşist grubu araştırması ve içine sızması için görevlendirilir. Bir müddet sokaklarda yaşayıp, kimsesizlerle ve sokak insanlarıyla vakit geçiren Sarah artık Doğu'nun bir şehir efsanesi olduğuna karar verecekken şans eseri örgütün elemanlarından biriyle tanışır, daha doğrusu bir polis kovalamacası sırasında yaralanan Sarah takıldığı sokak insanlarından birinin Doğu üyesi olduğunu öğrenir. Tedavi için Doğu'nun hücre evine götürülen Sarah burada da hem bu eko-anarşist örgüt, hem de onun tüm üyeleriyle tanışma fırsatı bulur. Ormanlık bir arazide, gözlerden uzak bir evde ilkel-komünal yaşam süren Doğu üyeleri, çöplerden veya doğadan topladıklarıyla beslenmekte, hiçbir şeye para ödememekte, banyolarını bile nehirde toplu halde ve toplu halde yaptıkları diğer her şey gibi bir tören havasında yapmaktadırlar. Teknolojiyi de daha çok kendi hedeflerine ulaşmakta bir araç olarak kullanmaktadırlar. Örgüt çevreye ve insanın varlığına zarar veren herkese ve herşeye karşı bir dizi eylem hazırlığı içindedir. Sarah bir yandan planları çok gizli tutulan bu eylemlerin içeriğini öğrenmeye çalışırken bir yandan da yaptığı işe ters düşerek, hem örgütün lideri konumundaki Benji ile duygusal bir yakınlaşma yaşayacak hem de içinde yaşadığı ve kendisinin de hizmet ettiği kapitalist düzenin doğa ve insanı ne hale getirdiğini/ nasıl sömürdüğünü keşfedecektir.
Hayata, sisteme bakışınızı değiştirecek türde yer yer belgeselvari bir anlatıma sahip olan film, özellikle ilaç şirketlerinin, endüstriyel fabrikaların vs.'nin hükümetlerle içine girdikleri ortaklıklarla hayatımıza nasıl müdahale ettiklerini vurguluyor. Bu noktada Doğu'nun onlarla mücadele için seçtiği yöntem de oldukça ilginç ve başta dediğimiz gibi "göze göz, dişe diş"... Eylemler başladığında Sarah'ın da gördüğü gibi, örgüt bir ilaç firmasına sattığı ilaçların yan etkilerinden dolayı eylem düzenlerken, şirketin bütün üst düzey yöneticilerine bir şekilde bu ilacı verip aynı yan etkileri yaşamalarını sağlıyor, ki filmde de şirketin bütün yöneticileri bir süre sonra ilacın yan etkilerinden dolayı ölüyorlar. Veya fabrika atıklarıyla kentteki insanların ölümüne sebep olan fabrikanın sahibini atıkların bırakıldığı anda nehre atıyorlar. "Yaşam alanlarımızı zehirlerseniz biz de sizinkini zehirleriz.". Yönetmen Batmanglij'ın örgütün bu eylem tarzıyla aslında 1992'de İngiltere'de kurulan ve ABD'de en tehlikeli terör örgütleri listesinde yer alan "Earth Liberation Front/ The Elves" isimli eko-terörist örgüte gönderme yaptığı da söylenmektedir. 
Filmin bir diğer önemli noktası da sarah'ın örgüte kabul töreninin yapıldığı sahnedir. sarah'ın anarşist bir grup içinde, komünal bir şekilde yaşayıp yaşayamayacağını sınayan bu törende Sarah ve bütün örgüt üyeleri bir masanın etrafında deli gömlekleri giymiş olarak oturmaktadırlar. Önlerindeki tabaklarda akşam yemekleri vardır ve Benji, Sarah'a "Hadi önündeki yemeği ye! Sen başlayana kadar biz de başlamayacağız, senin yemeni bekleyeceğiz." der. Deli gömleği giymiş olan Sarah çeşitli şekillerde önündeki tabakta bulunan yemeği yemeyi denese de başarılı olamaz. Sonra ağzını tabağa gömüp, tastan yemek yiyen hayvan gibi yemeye başlar. Ama, Sarah örgüte kabul edilse de, doğru eylem bu değildir! [Siz nasıl yerdiniz bu yemeği? Merak edenlere ben daha başta nasıl yemem gerektiğini bilyordum, anarşist olduğumdan olsa gerek! Bilmiyorsanız filmi seyredince görürsünüz.]
Filmde Sarah'ı canlandıran ve aynı zamanda yönetmen Zal Batmanglij'le birlikte senaryoya da imza atan Brit Marling (kendisini Another Earth/ Başka Bir Dünyafilminde canlandırdığı Rhoda Williams karakterinden de hatırlayabilirsiniz), senaryoyu yazmaya başlamadan önce Zal Batmanglij ile birlikte 2009 yılında 2 ay boyunca freegan olarak yaşamışlar. Yani doğal olan karşılıklı ihtiyaç duyma düzenini ortadan kaldırıp, onun yerine herşeyi alınır-satılır eşyalara dönüştüren kapitalizme bir tepki olarak; hiç para kullanmamışlar, sokaklarda yatıp kalkmışlar ve sadece çöplerden veya atık yiyeceklerden beslenmişler. Kısaca sokaktaki anarşist kollektive dahil olmuşlar. Aslında filmin adı "The East/Doğu" da biraz bu sokaktaki anarşist kollektiv insanlara yani sıradışı veya dışlanmış "öteki veya farklı" insanlara gönderme yapıyor. Yönetmene göre Doğu, bir ayağıyla Oz Büyücüsü'ndeki doğunun lanetli cadısına gönderme yapıyor, çünkü bu öykü Amerika'da Washington tarafından  Orta Batı bölgelerine tabi tutulan doğunun hikayesi. Doğu diğer ayağıyla da, yine batıdan (Amerika ve Avrupa) farklı tutularak ötekileştirilen, egzotikleştirilen Uzak Doğu ve Orta Doğu'ya gönderme yapıyor. Kısaca doğu her ülkede, her yön karşısında aynı kaybetmişlik içerisinde yer alıyor. Doğu bizim de yaşamımızdan, zamanımızdan, yüreğimizden, aklımızdan ve insanlığımızdan soyutladığımız, farklılaştırarak ötekileştirdiğimiz bir yön değil midir? Coğrafya değil midir? Sonuçta, bu yön de bir coğrafyaya işaret etmektedir. Kısaca kuzey-güney değil de doğu-batı diye ikiye ayrılmış ve merkezine de tarihi yazanlar, keşifleri/buluşları  yapanlar olarak (kabul edilen) batıyı koymuş olan dünyada, öteki taraftır Doğu. Hatta içinde yaşadığımız kapitalist ve emperyalist dünyada doğu artık, aynı zamanda kötüleştirilen, teröristleştirilen Müslüman (İslam Dünyası) anlamına da gelmektedir. Bu nedenle de East/Doğu'nun amblemi doğuyu işaret eden bir pusuladır... 

"Biz Doğu'yuz.
Sizin uyandırma servisiniziz.
Sizden hiçbir şey saklamıyoruz.
Biz siziz.
Sıkıcı işlerinizden bunalıp kaçarak açık havada koşturduğunuz sabahlarız biz.
Birini ilk kez öpüp ondan karşılık aldığınız anız biz.
Biz uykunuzun tutmadığı geceleriz.
Gözlerinizi tavana dikip bu mu yani "Hayattan payıma düşen bu mu?" dediğiniz o geceleriz.
Hayır.
Hepinizin içinde korku bilmeyen bir özgürlük var."

PHILOSOPHERS aka. AFTER THE DARK/ Filozoflar aka. Karanlıktan Sonra, John Huddles, 2013, ABD, Endonezya, Fantastik, Dram, Bilim-Kurgu

Hani bazı filmler vardır, filmi 90-100 dakika seyredersiniz ama sonunda izleyiciyi şaşırtıp "twist"li bir final yapmak adına 100 dakika boyunca seyrettiğiniz her şey ya baş karakterin gördüğü bir rüya ya da alt  benliğiyle hesaplaşması çıkar veya her şey sanal alemde geçen bir oyun olur. İşte "Philosophers/ Filozoflar"da da ekranda ya da beyazperde de izlediğiniz her şey bir deney aslında, hatta bir sınıf içindeki 20 felsefe öğrencisinin öğretmenleriyle yaptıkları bir "seçimlerimiz ve sonuçları" tartışması. Ancak buradaki fark sizin bunu filmin başından beri biliyor olmanız. Yönetmen sonunda çıkıp, "aslında her şey bir oyundu" demiyor; veya film "Das Experiment/Deney"deki gibi gerçek bir deney üzerine kurgulanmıyor. Aksine 21 kişi sınıfta bu deneyi tartışırken size bu tartışmayı film halinde yansıtıyor yönetmen. Kah sınıfa geri dönüyorsunuz kah tartışmanın içine giriyorsunuz. Tabii bütün bunları yaparken de size bu tartışma canlandırması içinde küçük küçük sürprizler de yapmıyor değil film; bence en büyük özelliği de bu zaten filmin.
Bu doğrultuda kısaca filmin konusuna bakacak olursak; Jakarta'daki uluslararası bir okulda, zeki ama gizemli felsefe öğretmeni, yeni mezun olacak 20 son sınıf öğrencisine mezuniyet için gerekenleri tamamlamaları için son bir düşünce sınavına sokarak kafa tutar. Sınav, bu zamana kadar gördüklerinin en zoru olacaktır. Tek başına mantığın gücünü kullanarak, öğrenciler bir yeraltı sığınağında neyin değerli veya öncelikli olduğunu bulup, nükleer bir kıyamet durumunda insan ırkını yönetmelidirler. Ancak sığınak yalnızca on kişiliktir, bu da içlerinden 10 kişiyi sığınağa girmek için kendilerinin seçeceği anlamına gelmektedir. Öğretmenleri bir kutudan üzerinde çeşitli mesleklerin isimleri yazılı olan kağıtları çektirerek herkesin çektiği kağıtta yazılı mesleği yaptığını farzetmesini ister. Sığınağa girecek 10 kişi bu mesleklere göre belirlenecektir. Bu da yaptığımız seçimlerin gelecekte, kıyametten sonraki dünyada insanlığın yeniden inşasına nasıl katkı yapacağını veya yapamayacağını gösterecektir. Seçimleri kıyametten sonra insanlığı ya yeniden kuracak ya da daha sığınaktan çıkmadan hepsinin ölmesine sebep olacaktır. İşte aslında bütün bunlar bir sınıf içerisinde tartışılmaktadır ama yönetmen bize bu tartışmayı film olarak yansıtır. Film boyunca üç farklı deney/tartışma yapılır ve her seferinde de öğrencilerin yaptıkları seçimler hem kendilerinin hem de dünyanın sonunu getirir; yaptıkları ufak bir yanlışlık kelebek etkisi gibi geleceklerini etkiler. Özellikle yapılan seçimin/seçimlerin sonucunu gösterirken anlatımın ufak sürprizlerle seyirciyi şaşırtmayı başardığını da belirtelim. Bir anlamda film, öğrencilerin rolleriyle bütünleştikleri felsefik bir deneyi FRP (Fantastik Rol Yapma Oyunu) olarak bize aktarmaktadır.
Philosophers'ın bir başka özelliği de, tıpkı Mr. Nobody'de fizik teorilerinin klipler halinde verilmesi gibi, burada da matematiksel ve felsefik teorilerin özellikle filmin açılışında, tartışmanın başlangıcında klipler halinde bize gösterilmesi. Bu aşamada da Sonsuz Maymun Teoremi, Platon'un mağara allegorisi ve idealar kuramı, tramvay muamması ve "ignorance is bliss/cehalet mutluluktur" teoremi açıklayıcı küçük filmler olarak karşımıza geliyor. Film boyunca Aristo'ya, Nietzsche'ye, Marx'a ve diğer filozoflara yapılan göndermeler ve hatta direkt yapılan alıntılar da cabası. Öğrencilerin her deney başındaki sığınağa girecek kişileri seçme oylaması sırasındaki felsefik bakış açıları da, pragmatist, ampirik, platonist, marksist vs. onların geleceklerini farklı şekillerde belirlemektedir. 
"Gelato aşçısının boş zamanlarında neler yaptığından haberiniz yoksa hikâyenin tamamını bilmiyorsunuz demektir."
Aslında Philosophers bir çeşit ünlü felsefik roman "Sofie'nin Dünyası" nın film haline gelmiş şekli ama bizce daha derin bir söylemi var. Eğer tartışmanın içine girdiğimiz anları saymazsak tek mekanda geçmesi, tartışma ve diyaloglar üzerine kurulu olmasıyla da "The Man From Earth/ Dünyalı" ile yakın akrabalık bağları kuruyor Philosophers. Ayrıca çift sonlu bir finale sahip olan film, finalde öğretmen Mr. Zimit'in dakikliği ve yalnızlığına vurgu yaparak daha önce film içersinde geçen "Dakiklik yalnızlığın erdemi değil midir?" anekdotuna gönderme yaparken, ikinci finaliyle de yine filmde bahsi geçen "Matematiksel olarak her olayın gerçekleşme olasılığı vardır." önermesine gönderme yapmaktadır. 
Elinizde bir not defteriyle film seyredip, diyalogları not alan biriyseniz eğer filmdeki her cümleyi not etme ihtiyacı duyacağınıza emin olabilirsiniz. 

İşte bizim sizin için not ettiklerimiz:

"Dakiklik konusunda Shakespeare ne der biliyor musun? Üç saat önce gelmek, bir dakika gecikmeden yeğdir."

"...artık dışarıya çıkıp kendi başınıza uçmak ve ölmek arasında seçim yapmalısınız."

"Hala Aristo'yu savunuyorsunuz. Aşağı veya yukarı. 0 ya da 1. Doğru ya da yanlış. Uç veya öl. Çift değişkenli mantığın kölesi olmuşsunuz."

"Mantık. Günü en iyi şekilde atlatmayı sağlayan 10 bin yıllık insanlık deneyimi artıkları."

"Lezzetsizlik, inananlara göre iyi bir hayat ve anlamlı varoluşun tanımıdır."  

"Descartes, Newton, Wittgenstein: Fiziksel dünyayı anlamanın önündeki engelleri aşmak için hayal gücünü keşfedenler."

"Yaşadığımız -nükleer- felakette bir şairin ne katkısı olabilir ki? Yeteneği yararsızlığın tanımı resmen."

"...bir kat görevlisiyim. Cennet varsa ben kapısından geçerken melekler selam verir. Yoksa,sadece oda temizleyen iyi bir adamım."

"Güçlü bir işçi sınıfı olmadan hiç bir millet ayakta kalamaz."  

"-Kıyametin kelime anlamını biliyor musun? 
-Anlat bana. 
-Yunancadan geliyor.Karanlıkların içinden daha önce hiç görmediğin bir şey keşfetmek."


O AN: THE GREAT DICTATOR/ Büyük Diktatör, "Diktatörün dünyaya yaptığı final konuşması" (Charles Chaplin, ABD, 1940, Komedi, Dram, Savaş)

Charlie Chaplin, özellikle sessiz sinema döneminde yarattığı Şarlo karakteriyle özdeşleşen ve hepimizin aklında "Şarlo" olarak yer eden bir oyuncu, yönetmen ve yazar/senarist. Şarlo olarak bizi hep güldüren, güldürürken düşündüren ve buna ek olarak da ayrıca ağlatabilen ender insanlardan bir tanesidir Charlie Chaplin. Şarlo karakterinin neden tüm dünya tarafından bu kadar sevildiğini/anlaşıldığını ve tüm insanların duygularına hitap ettiğini ise yine kendisi "Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak, ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya İngiltere'den ibaret değil." diyerek çok güzel açıklamıştır. Charlie Chaplin'in Adenoid Hynkel isimli Tomania diktatörünü canlandırdığı "The Great Dictator/ Büyük Diktatör" ise onun ilk sesli filmi olma özelliğini taşımaktadır. Afişinden de anlaşılacağı gibi Chaplin bu filmde, ABD'nin henüz Almanya ile dost olduğu bir dönemde/1940'da, Hitler'in politikalarını yerden yere vurarak yermekte ve onunla dalga geçmenin sınırlarını zorlamaktadır. Zaten yeterince yergi dolu filmin tamamını bir kenara bırakacak olsak bile, Diktatör'ün finalde yaptığı 4 dakikalık insanlığı ve modern zamanları, makineleşmeyi/sanayileşmeyi, savaşları eleştiren konuşma bile (aslında diktatör değil de yine Chaplin'in canlandırdığı ve ona çok benzediği için bir yanlış anlama sonucu Diktatör'le yer değiştiren Yahudi berber yapmaktadır bu konuşmayı) bir "İnsanlık Manifestosu" olarak değerlendirilebilir. İşte aşağıda okuyacağınız metin Charlie Chaplin'in Büyük Diktatör filminin finalinde yaptığı bu dört dakikalık konuşmadır. Bu arada, Chaplin'in "Büyük Diktatör" filminden sonra bir daha asla Şarlo karakterini canlandırmadığını da belirtelim. Kim bilir, belki de yukarıdaki sözünde de dediği gibi, Şarlo'nun İngilizce konuşarak tüm dünya yerine sadece İngilizler (ve İngilizce konuşanlar) tarafından anlaşılmasını istememiştir. Kim bilir, belki de bu yeni seslendirme  teknolojisini Şarlo'nun o masumiyetini ve saflığını bozacak teknolojik bir unsur olarak görmüştür... Kim bilir?
"Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum. Elimden gelse, herkese, ister Yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun tüm insanlara yardım etmek isterim.
Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. Bütün insanlar böyledir. Karşımızdakinin mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. Birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.
Hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa gereksinimimiz var. Zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. Bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz.
Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: "Kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın." Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır.
Askerler! Sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz. Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder... sevilmeyenler ve anormal olanlar!
Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St Luke'un İncil'inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güce sahipsiniz. Mutluluğu yaratacak güç sizdedir! Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve birleşelim. Yeni bir dünya için savaşalım. Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım.
Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. Artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. Sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. Askerler, demokrasi adına birleşelim!
Hannah beni duyuyor musun? Nerede olursan ol, başını kaldırıp bak! Bak, Hannah. Bulutlar dağılıyor! Güneş çıkıyor! Karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz. İnsanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir dünyaya yaklaşıyoruz. Başını kaldırıp bak. Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve uçmaya başladı artık. Gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru uçuyor. Başını kaldırıp bir bak Hannah! Bir bak!"


Hayatımın Hikayesi / sf. 362-364

WU XIA aka. DRAGON/ Kahraman, Peter Chan, 2011, Çin (Hong-Kong), Dram, Macera, Uzakdoğu

Türkçe adı ile, Yimou Zhang'ın "Ying Xiong/ Hero" "Kahraman"ı ile karıştırılabilse de onun kadar, hatta bizce ondan da iyi bir film Wu Xia/ Kahraman. Dramatik olarak bizim Ömer Seyfettin hikayelerinde okuduğumuz, okuyabileceğimiz bir öyküye sahip film. Özellikle de kahramanının finalde ödediği diyetle Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsüyle fazlasıyla benzeşiyor. Burada hemen bir anti parantez açıp; aslında Türk Sineması'nın elinde her film sonunda Shyamalan filmleri benzeri bir twist/ters köşe yapabilecekleri büyük bir kaynak olarak Ömer Seyfettin öyküleri olduğunu, ama son dönemde kimsenin bu öykülerden bir uyarlama yapmadığını da belirtelim -1975 yılında 4 öyküsünden yapılan TV filmleri dışında-. Bu açıdan bakıldığında David Fincher'ın kült filmi "Seven"ın finali de onun "Bomba" öyküsünün finaliyle aşırı benzerdir. Kendi adımıza yıllardır "Pembe İncili Kaftan"ın yeni bir uyarlamasını beklediğimizi de not olarak ekleyelim...
Kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak; Liu Jin-xi 10 yıldır evli olduğu eşiyle birlikte ufak bir kasabada yaşamakta ve kasabadaki kağıt fabrikasında da işçi olarak çalışmaktadır. Karısı ve çocuklarıyla beraber oldukça sıradan ve birbirini tekrar eden günlerden oluşan bir yaşamı vardır bu kasabada. Ancak bu sıradan yaşamı bir sabah kağıt fabrikasına gelen iki kanunsuz tarafından bozulur. Patronunu tehdit ederek bütün parasını isteyen iki adam karşısında Liu Jin-xi önce saklanıp hiçbir şey yapmamayı seçse de, biraz seyirci kaldıktan sonra olaya müdahale eder ve sadece bir tanesine sımsıkı sarılarak iki haydutu da etkisiz hale getirir! Evet, "nasıl olur bu yahu?" diyebilirsiniz bu nokta da ama bunu düşünen tek kişi siz değilsiniz. Zira olay yerine gelen ve iki haydutun cansız bedenleriyle karşılaşan polis dedektifi de, hele bu iki hayduttan birinin aranan azılı bir kanun kaçağı olduğunu da öğrendikten sonra, teknik olarak Liu Jin-xi'nin bu adamı etkisiz hale getirmesinin imkansız olduğunu düşünür. Böylece dedektif, Liu Jin-xi'nin gerçekte kim olduğunu açığa çıkarmak için onun geçmişini araştırmaya başlar. Ancak dedektif araştırmasını derinleştirdikçe bu mazbut aile babasının geçmişinin hiç de öyle parlak olmadığını keşfedecek, hatta hiç ummadığı yerlere varacaktır bu merakın sonu.
Yimou Zhang'ın "Kahraman"ında gördüğümüz o görkemli (uzakdoğu) dövüş sahneleri çok fazla yer kaplamasa da filmde, dramatik yapısıyla daha fazla öne çıkıyor; filmin Çin menşeini göz önünde bulundurup bu açıdan yaklaşanları biraz hayal kırıklığına uğratabilir Wu Xia. Ancak filmin başlarında geniş bir yer kaplayan Liu Jin-xi'nin "sadece birine sarılarak"  iki haydutu etkisiz hale getirme sahnesi ve hemen ardından polis dedektifinin etraftaki ayak izleri ve tahribattan yola çıkarak kendi iç sesi eşliğinde Liu Jin-xi'nin bu işi nasıl yaptığını çözümlediği sahneler insanı yeterince tatmin ediyor. Geri dönüşlerle tekrar izlediğimiz ve mücadeleninin detaylarının gösterildiği bu anlarda polis dedektifimiz, Liu Jin-xi'nin hayduta sadece sarılmadığını veya haydutun onu sadece oradan oraya fırlatmadığını, tüm olayın Liu Jin-xi'nin kontrolünde gerçekleştiğini düşünerek, buradan onun çok ileri teknikleri bilen bir kung-fu ustası olabileceği sonucuna varır. Her ne kadar düşüncesinde haklı olsa da bilmediği başka şeyler de vardır.
"Kahraman/Wu Xia" dramatik yapı içerisinde özellikle repliklere de en az uzakdoğu dövüş sanatlarına verdiği önemi vererek bize muhteşem bir seyir imkanı sunuyor. Başlardaki kurgusal oyunlar ile aklımızı ve film boyunca çalan müzikleri ile de kulaklarımızın pasını silerken sonunda kalbimizi fethetmiş bir eser olarak arşivimizdeki seçkin yerini alıyor...

“…insan dediğimiz şey, etten ve kemikten oluşan bir canlıdır. İyi biri mi? İyi veya kötü olmaya psikolojimiz karar verir." Liu Jin-xi

“Kimsenin gerçek anlamdan özgür iradesi yoktur. Kimsenin günahı olmadığında hepimiz onun günahını paylaşırız. Hepimiz suç ortaklarıyız,” Liu Jin-xi
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzleyek - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger