Latest Movie :
Recent Movies

GELECEK PROGRAM: RIDDICK/ Riddick (The Chronicles of Riddick 3), David Twohy, ABD, 2013, Bilim-Kurgu, Macera

2000 yapımı "Pitch Black/Derin Karanlık" filminde, gözleri karanlıkta da görecek şekilde modifiye edilmiş tehlikeli bir mahkum olarak tanıdığımız ve Vin Diesel'in canlandırdığı anti-kahramanımız Riddick'in bu filmde gösterdiği başarı ve seyircinin de ona gösterdiği ilgi üzerine 2004 yılında "The Chronicles of Riddick" adıyla bir devam filmi daha çekilmişti. Özellikle ikinci filmde, daha önce çizimleriyle "Alien"a da hayat veren Giger'in yarattığı atmosfer ve dekorasyon bize inanılmaz bir görsellik ve yeni bir dünya sunmuş ve filmde gücünü büyük oranda buradan almıştı. Bu atmosfere bir de Riddick/Vin Diesel'in karizması ve aksiyon da eklenince tadından yenmeyen bir film çıkmıştı ortaya. Ayrıca yine 2004 yılında  Peter Chung un yönetmenliğinde yapılmış, "The Chronicles of Riddick: Dark Fury/Riddick: Korkunç Öfke" isimli bir kısa animasyon da seriye eklenmişti. Şimdi ise 2013 yılında bizi serinin son filmi "Riddick" bekliyor. Güneşin kavurduğu karanlık bir gezegende ölüme terk edilmiş olarak bulacağımız Riddick'in başına gelenleri seyretmek için biraz daha bekleyeceğiz, ama ondan önce filmin bugün Vin Diesel tarafından paylaşılan ilk teaser'ını sizinle paylaşalım istedik. Video Kaynağı/Source


BİZDEN HABERLER: SOFRA Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi

İmtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürlüğünü İbrahim Adıyaman'ın, genel yayın yönetmenliğini ise Mustafa Can Özdemir'in yaptığı ve genç arkadaşların çıkardığı 3 aylık Sofra Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi Mart ayı itibariyle yayınlanmaya başladı. Edip Cansever'in "İnsanda bir türkü var onu çıkarıyoruz" dizesini kendi mottosu yaparak yola çıkan dergide şiirden, öyküye edebiyatın her türündeki yazılar yanı sıra çeşitli röportajlarla, felsefe ve sinema üzerine yazılara da yer verilmekte. Bu ilk sayıda yayınlanan "Karanlığın Resmi" adlı kısa öykümüzle, biz de ilk defa basılı olarak okurların karşısına çıkma heyecanını yaşarken, genç arkadaşlara da desteğimizi veriyoruz. Kendi adımıza bir destek de sizden bekliyor ve dergiyi takip etmenizi öneriyoruz.
Dergi ekibinin de dediği gibi; "Mutlu olmak mevcuttur!"

İletişim için e-mail: i.adiyaman5454@gmail.com / sofraksd@gmail.com


O AN: GUNLESS/ Silahsız- 'Sınıfta Aristo Okuması' yapıldığı sahne (William Phillips, Kanada, 2010, Western)

Kablo TV kanallarından Sinema TV de önce fragmanını izleyip, fragmana bayılıp gösterim saatini beklediğimiz bir filmdi Gunless/ Silahsız. Daha fragmandan farklı bir western'in bizi beklediğini anlamıştık, ama bunca akıllı diyaloğu beklemiyorduk doğrusu. Sonradan filmle ilgili araştırma yaparken bir forum sitesinde şöyle bir seyirci yorumuyla karşılaştık filme dair; "bu filme nasıl yorum yaptınız ne macera var ne aşk var ne entrika western diye bişey yok aksiyon yok hadi bunları geçtim komedi zannettim oda yok bu filmi izlemeyin sakın yorum atanları takmayın çok pişman olursunuz". Bu yorum da bir kere daha gösterdi ki millet olarak silahların patlamadığı, arabaların havaya uçmadığı, binaların tuzla buz olmadığı, kısaca aksiyonun yer almadığı hiçbir filmi istisnasız beğenmiyoruz. Aslında bu seyirci yorumundaki olgular doğru olsa da getirilen yorum yanlış; evet doğru filmde entrika yok, aksiyon yok, bir western filmi olmasına rağmen -adından da anlaşılacağı gibi- silah yok, ölçülü bir komedi ve aşk var ama. Çünkü karşımızdaki film sırtını entrikaya, aksiyona, patlamaya değil daha çok diyaloglara dayamış; insancıl olduğu oranda naif, durgun ve huzur verici bir film. Hatta öyle ki bazı sahneler -özellikle burada vereceğimiz sahne- sırf o diyalog için eklenmişler gibi filme; "silahtan" çok "silahsızlığı" öne çıkaran bir film Gunless/ Silahsız.
Kısaca filmin konuna bakacak olursak; Vahşi Batı'nın, çeşitli düellolarda resmi kayıtlara göre 7 gayri resmi olaraksa 11 kişiyi öldürmüş azılı silahşörlerinden "Montana Kid", peşindeki ödül avcılarından kaçarken yaralı olarak Kanada sınırını geçer ve karşısına çıkan ilk kasabaya sığınır. Kasabanın doktoru onu tedavi ederken, kasabanın demircisi Jack de onun atını, toynağındaki yaraya bakmak için ahırına alır. Ancak Montana Kid, Jack'in atını çaldığını sanar ve onu düelloya davet eder. Ama bu noktada Montana Kid için daha büyük bir sorun ortaya çıkar: Bu kasabada kendi belindekinden başka tabanca yoktur. Kasabadakiler şimdiye dek, sadece sığırları otlatan kovboylardan bir kaç tane tüfek almışlardır o kadar; kimse belde taşınacak bir tabancaya ihtiyaç duymadığı gibi, kimseyi de öldürmeye ihtiyaç duymamışladır. Sadece Montana Kid'in karşılığında rüzgar gülünü tamir etmeye söz verdiği, Jane Taylor'da bir tane tabanca vardır, ama onun da horozu kırıktır. Üstelik Montana Kid bu horozu tamir etmesi için düelloya davet ettiği demirci Jack'e verir. Jack de, sonunda ölümüne sebep olması muhtemel bu horozu tamir eder... 
Filmin bir sahnesinde, Hıristiyan-Batı kaynaklı filmlerde görmeye alıştığımız kilisedeki ayin yerine, kasabanın okulunda toplanılarak ayinsel bir havada Aristo'nun etik üzerine bir eseri okunmaktadır kasabanın öğretmeni tarafından. (Yönetmen burada 'kilise yerine okulu, rahip yerine öğretmeni ve kutsal kitap yerine de Aristo'yu koyarak', aslında batıdan gelen ve vahşiliği tabancayla temsil edilen Hıristiyan silahşörün karşısına onu deli eden 'akıl ve barışı' koymaktadır.) Bu sırada Jack ve Montana Kid arasında bir insanın düelloda veya düellosuz öldürülmesinin kötülüğüne dair bir atışma başlar ve kısa süre içinde bu atışmaya sınıftaki bütün kasabalılar -11 kişi- katılır :
"Jack- Senin içini cam gibi görüyorum. Belinde taşıdığın tabanaca kadar düz ve yalınsın. Silahlar ölümü çağırır, bence sen kendi ölümünü arıyorsun.
Montana Kid- Ne demek o? Saçmalıyorsun. Tabanca, basit bir alet işte sıradan bir alet.
Jack- İnsan öldürmek için tasarlanmış bir alet.
Montana Kid- Hayır. Önemli olan onunla ne yaptığın!." 
Bu noktadan sonra okuldaki diğer kasabalılar da tartışmaya dahil olurlar.
 "-Evet, ama adamın teki elinde kürekle dükkana girince 'ah bununla beni öldürebilir! demem ki!
- Seni kürekle de öldürebilir. Kafana indirince ölürsün. 
- Ya da sana saplar.
- Ama bunu bir taş için bile söyleyebilirsin.
- Kimse elinde taş parçasıyla gezmez. Üstelik taş alet değildir.
- Siz onu yerlilere söyleyin. Taşları hep alet olarak kullanıyorlar.
- Doğru. Taşla adamın suratını dağıtabilirsiniz.
- Ya da saplarsınız.
- Hayır, taşı insana saplayamazsınız.
- Bunu yerlilere anlat. Yıllardır insanlara taş saplıyorlar.
- İpe ne dersiniz? İple birine vurmak da saplamak da ona bir zarar vermez.
- O kadar emin olma! 
- Ama iple birini boğabilirsiniz. 
- İpi insanın -gözünün- üzerine koyup sertçe sürtebilirsin.
...
Montana Kid- Sana bir şey soracağım. Bu ülkenin mi tamamı deli yoksa sadece bu kasaba mı?" 

NOT: Siz yine de forumlarda okuduğunuz abuk subuk seyirci yorumlarına bakarak o filmleri seyretmemezlik yapmayın. Sonuçta renkler ve zevkler tartışılmaz...  

RED!, Mustafa Kenan Aybastı, Türkiye, 2013, Belgesel

15 Şubat'ta gösterime giren ve "REDHACK" isimli hacker grubu üzerinden siber savaş ve siber aktivizm konularını merkezine alan belgesel film 10 Mart itibariyle Youtube üzerinden de paylaşıma açıldı. Bir Bağımsız Sinema Merkezi yapımı olan film, yine internet üzerinden de izlenebilen ve "kurulu düzenin arkasındaki gerçeklere dem vuran" benzer yapımlar Loose Change Zeitgeist Kymatica ile aynı kulvarda seyrederken, yine onlar gibi internet üzerinden de paylaşıma açılması, gazetelerin bile siyasi birer silah ve baskı aracı haline geldiği ülkemizde, ulaşabileceği en kolay şekilde bu belgeselin halka sunulması yapımcılarının da bu konuda ne kadar duyarlı olduğunu göstermektedir. Hem ülkemize hem de dünyaya dair önemli saptamaları açığa çıkaran bu belgeselin en geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak da bize düşmektedir. Ancak özellikle hem belgeselin paylaşımına hem de "siyasi provokasyon amaçlı olarak özel kurgulanmış bir sahte kopyası olduğununa" dair BSM açıklamasını da burada alıntılamak gerekmektedir:


Videoyu izlemek için linkine buradan ulaşabilirsiniz.
Biz ayrıca, film müziklerinden bir tanesi olan ve Seidi, KC ve Acarkhan'ın seslendirdiği "Reddet" isimli parça için Doğu Akdeniz tarafından çekilen video klibi de buradan izlemenizi öneririz.

O AN: IP MAN 2/ Büyük Usta 2- Bruce Lee'nin Gelişi Sahnesi (Wilson Yip, 2010)

2008 tarihli ilk filmle tanıdık Wing-Chun dövüş sanatı ustası olan Ip Man'i. Aynı zamanda tarihsel bir kişilik de olan Ip Man, Bruce Lee'nin de hocası olarak bilinir. İlk filmin bu kadar beğenilmesindeki faktörlerden birisi de budur belki de. Seyirciye ve Bruce Lee hayranlarına, Bruce Lee'ye daha sonra kendi tarzı Jeet Kune Do'yu oluşturmasında ön ayak olacak Kung-Fu tekniklerini öğreten Ip Man'i daha yakından tanıma fırsatı veren film, anlatım tarzı, görüntü yönetimi, kostüm ve oyunculuk açısından da iyi bir noktada duruyordu. Dolayısıyla seyirciden de hak ettiği ilgiyi görmüş oldu. 
Birinci filmin başarısından sonra çekilen ikinci film de aynı çizgide yer alıyordu ve yine seyirciden büyük ilgi görmüştü. Ancak bu sefer filmin finalinde seyirciyi bir sürpriz bekliyordu; belki hepimiz ilk filmde ufak da olsa görmeyi umut etmiş ama görememiştik Bruce Lee'yi. Anlaşılan yönetmen de seyircinin böyle bir beklenti içinde olduğunu fark etmiş olacak ki ikinci filmin finalinde bir kaç dakikalık bir sahneyle Bruce Lee'yi bize gösterip, Ip Man'in en azından ilerde onun hocası olacağı müjdesini vermiş oldu. Ip Man 2'de, Ip Man Wing-Chun'un tanıtılması ve Çin boksunun batı boksundan daha üstün olduğunun gösterilmesi için gerekli dövüşleri yapıp ekran karardıktan sonra karşımıza kısa bir sahne daha gelir. Burada Ip Man'in tanıdıklarından bir tanesi kapısını çalarak;
"Usta Man sana yeni birini getirdim. Kung-Fu öğrenmek isteyen birini. Görmek istersin diye düşündüm" der.

Fildeki küçük Bruce Lee- Ünlü burun hareketini yapıyor
Bunun ardından kapıda 9-10 yaşlarında ve Bruce Lee'nin artık herkes tarafından bilinen alameti farikası 'baş parmağıyla burnunun ucuna dokunma' hareketini yapan bir çocuk belirir ve Ip Man'la konuşmaya başlar:
"- Kung-Fu öğrenmek istiyorum. Ne kadardı?
- Senin adın ne?
- Bana Bruce Lee derler!
- Peki neden dövüşmek istiyorsun?
- Bana kötü davrananları dövebilmek için.
- Açık sözlüsün ha! Bence biraz daha büyüyünce gel!"
Fildeki küçük Bruce Lee- Gerçek Bruce Lee'nin 'başkaldırı' hareketini yapıyor
Her ne kadar Ip Man bu sahnede ufak Bruce Lee'yi "büyü de gel" diyerek geri çevirse de, biz aslında onun 1954'ten 1957'ye kadar Bruce Lee'nin hocalığını yaptığını ve böylece hem Hong Kong hem de Hollywood'un en büyük dövüş sanatları ustasının doğuşuna ön ayak olduğunu biliyoruz.
Film karakteri olarak Bruce Lee ve Ip Man
Gerçek Ip Man ve Bruce Lee

SİNE-KİTAPLIK: ÇİZGİLERİN GÜCÜ ADINA, Bir Çizgi Film Kitabı, Kayra Keri Küpçü, Gerekli Şeyler, 2011

Sinema temalı bir blog olduğumuz için genelde sinema ile alakalı paylaşımlarda bulunduk şimdiye kadar. Ancak yeni ve eski basım, piyasada sinema-TV ile ilgili o kadar güzel kitap var ki, bunları da bir şekilde sizlerle paylaşalım istedik. Bu nedenle de ana temamızdan sapmamak kaydıyla "Sine-Kitaplık" başlığını oluşturduk. 
İlk kitabımız Kayra Keri Küpçü'nün hazırladığı çok yeni bir kitap: Çizgilerin Gücü Adına. 'Bir Çizgi Film Kitabı' alt başlığını taşıyan bu 208 sayfalık kitap, gerçekten de tam anlamıyla bir çizgi film kitabı! 2000 yılından önce ülkemiz televizyonlarında yayınlanmış tüm çizgi filmlerin bir derlemesinin yapıldığı kitapta neredeyse yok, yok! El boyaması çizgi filmlerden tutunda günümüzün dijital animasyonlarına kadar, en bilinen ve bilinmeyen bütün çizgi film kahramanları bu kitapta bir araya gelmişler. Diğer taraftan kitap, orta yaş üzerindekilere bir zamanlar televizyonda izledikleri çizgi filmleri hatırlatırken, yeni nesile de bir zamanlar anne-babalarının neler seyrettiğini göstermekte ve kendi seyrettikleriyle karşılaştırmalarına olanak sağlayarak yeni "kuşak çatısmalarına" zemin hazırlamaktadır! Artık birer kült haline gelmiş; uçan dev mekanik kuşunda arkadaşlarıyla Altın Şehir Eldorado'yu arayan "Güneşin Oğlu Esteban", Şeytan Malmoth'la kıyasıya mücadele içine giren tekerlekli sandalyedeki kız "Clémentine", beş kişinin kullandığı beş ayrı robot aslanın birleşmesiyle oluşan süper robot "Voltron", en son sinema uyarlamalarını seyrettiğimiz otomobillere dönüşen dev robotların hikayesini anlatan "Transformers" , kedi-fare oyunlarını seyrettiğimiz "Tom ve Jerry" yanı sıra belki hiç seyretmediğiniz, seyretmiş olsanız bile hiç hatırlamayacağınız, kıyıda köşede kalmış yüzlerce çizgi kahramanı da bu kitapta görmek mümkün. Tüm çizgi filmlerin alfabetik sıraya göre sıralandığı kitabı okurken, bazan "Aa, bak burada bu çizgi filmden hiç bahsetmemiş, nasıl olur?" diye bir düşünceye kapılsanız da bu kesinlikle o çizgi filmin orjinal isim-Türkçe isim uyumsuzluğundan kaynaklanıyordur; Türkçe adıyla yer almıyorsa orjinal adıyla mutlaka yer alıyordur kitabın içinde. Bir nevi çizgi film sözlüğü veya kataloğu niteliğindeki kitapta ayrıca her çizgi filmin başlığı altında kısa bir konu bilgisi ve gösterildiği dönem/tarih, televizyon kanalı da verilmiş. Bugün artık internet sayesinde bu katalogda yer alan her çizgi filme ulaşıp seyretmek veya daha geniş bilgi elde etmek mümkün. Bu açıdan bakıldığında da oldukça faydalı bir eser Çizgilerin Gücü Adına. Diğer taraftan kitapta, başta Melike Acar olmak üzere bir çok önemli Türk ressam ve çizerin çizgi film kahramanlarını resmettiği sayfalar da yer almakta. Bu açıdan bakıldığında da ayrı bir önem arz ediyor.
Kitabı en güzel tanımlayan cümle ise önsözünü yazan Sevin Okyay'dan geliyor: "Geride kalmış mutlu anları hatırlamaya hazırlanın. Çizgilerin Gücü Adına, televizyonculluk tarihi açısıdan da önemli bir kitap bence. Şimdi Shrek, Buz Devri, Madagaskar, vb. ortalığı kasıp kavuruyor. Onlar yokken bunlar vardı işte."
 
Kitabın internet sitesine buradan facebook sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.


INTOUCHABLES/ Can Dostum, Olivier Nakache, Eric Toledano, Fransa, 2011, Dram, Biyografi

Kimi tanıtımlarda (IMDB'de dahil buna) 'komedi' türü de etiketine yazılan film, aslında tamamen dramatik bir olayı anlatmaktadır. Ancak bunu yaparken olayı iyice dramatize edip, bizim duygularımızı sömürme üzerinden prim yapma yerine; kahraman(lar)ımızın çektiği tüm acılara rağmen, film boyunca yüzümüzde garip bir gülümseme eksik olmayacak biçimde yapmayı tercih etmişlerdir yönetmenler. Kim bilir belki de bu sayede, bizi hayata bağlayan şeyin gözyaşlarımız değil, hayata gülümseyebilmemiz olduğunu vurgulamak istemişlerdir. 1993'te yamaç paraşütü yaparken geçirdiği bir kazadan sonra boyundan aşağısı felçli olarak yaşamak zorunda kalan Fransız aristokrat Philippe Pozzo di Borgo'nun gerçek hikayesinden esinlenen film, yine onun yazdığı ve Türkçe'ye de "Can Dostum" adıyla çevrilen kitaptan senaryolaştırılmıştır. Açılış sahnesiyle bile bize Philippe'in dramatik yaşamını farklı bir açıdan yansıtacağının ipucunu veren Can Dostum, aslında sadece tekerlekli sandalyeye mahkum Philippe'in değil onun bakıcılığını yapan 'serseri' Driss'in de hikayesidir. Driss'i tanıyana kadar bir dramın, acımanın içinde yaşayan Philippe, Driss'le birlikte onun serserivari, acımadan çok alayın hakim olduğu dünyasına girerek (aslında Driss onu bu dünyaya çekecektir) yeni bir insana dönüşecektir.
Hapisten yeni çıkmış Driss sırf işsizlik sigortasından para alabilmek için bir işe başvurur; işe kabul edilmeyincen öyle emindir ki amacı sadece başvurunun kabul edilmediğine dair bir imza almaktır. Ama o zamana kadar hep akademik eğitimli ve dolayısıyla biraz da mekanik insanların bakıcılığını yaptığı boyundan aşağısı felçli Philippe, tekerlekli sandalyesinde otururken onun doğallığından, içinde bulunduğu zengin, düzenli ortamı sallamazlığından ve sözünü esirgemezliğinden etkilenerek ona bir teklifte bulunur. Driss birgün boyunca onun bakıcılığını yapacak, bu denemeden sonra eğer çalışmaya devam etmek istemezse ertesi gün imzalı belgeyi alıp gidebilecektir. Ama sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, bu ufak deneme bir ömür sürecek bir dostluğun başlangıcı olur ve Driss, Philippe'nin hayata bakışını değiştirir. Filmin bir sahnesinde, bir arkadaşı Philippe'ye neden bu cezaevinden yeni çıkmış hırsızı (ki Driss, Philippe'nin evinden de bir yumurta çalar) yanında çalıştırdığını sorar, o da "Çünkü herkes bana acıyarak bakarken, o acımadan bakıyor" der! Aslında Philippe dediğnde haklıdır; herkes ona acıyarak bakarken, Driss ise acımadan bakmaktadır, ama bu da acımasız bir bakış değildir, sadece onun durumunu çok ciddiye alan insanlar yanında Driss, Philippe'nin durumuyla dalga geçebilmektedir. Ne var ki bu dalga geçme de onu alaya almanın değil de, ilk defa böyle bir işte çalışan Driss'in de felçli bir insanın bedenini keşfetme/tanıma çabasının sonucudur. Kazayla Philippe'nin üzerine döktüğü kaynar suyu hissetmemesi karşısında, defalarca sıcak çaydanlığı onun bacağına değirmesi, hatta suyu bilerek dökmeye devam etmesi, çalan telefonu "Sana!" diyerek Philippe'ye uzatması ve sonrasında bu hareketi hep tekrarlaması bunun sonucudur. Onun bu yaklaşımı Philippe'nin de hoşuna gitmekte, çünkü güldürebilmektedir. Yıllardır suratı asık, önlüklü, doktor veya heşire kılıklı bakıcılar tarafından bakılan ve çevresindekilerce durumu 'çok ciddiye' alınan Philippe de, çektiği acılarla gülmeyi unutmuş gibidir çünkü! Driss ise hayata tutunabilmek için hayata gülümseyebilmemiz gerektiğini hatırlatmıştır ona!
Intouchables/ Can Dostum film boyunca hiçbir aksiyonu olmayan ama buna rağmen insanı asla sıkmayan ve film boyunca yüzünüzden garip bir gülümsemenin eksik olmayacağı acayip bir film. Filmin kimi seyirci yorumlarında, filmin Türkçe adından yola çıkarak "aslında Driss'in Philippe'nin hayatıı kurtardığı bir sahnenin varlığıyla" can dostu olmanın daha iyi vurgulanabileceği yapılmış. Öncelikle bu gerçek bir hikaye ve bu hikayede öyle bir olay yok, ve dahası bir insanı güldürmeyi başarmak onun hayatını kurtarmakla aynı şey olabilir bazan! Gene filmin özellikle sinema yazarları tarafından yadırganan bir başka noktası, bu kadar dramatik bir olayı komedi formatına yakın bir anlatımla sunarak popülizme kaçmış olmasıdır. Ama biz benzer konuları daha dramatik olarak işleyen My Left Foot/ Sol Ayağım ve The Dying Bell And The Butterfly/ Dalgıç ve Kelebek filmlerini nasıl hatırlıyorsak, Intouchables/ Can Dostum'u da aynı ciddiyetle hatırlıyoruz ve en az onlar kadar hafızalarımıza yer eden bir film. Popülizme kaçıp kaçmamak yönetmenin seçimidir ve burada görüyoruz ki biraz popülizmin hiç kimseye bir zararı olmamıştır.

Son olarak filmin sonunda bir sürpriz bizi beklemektedir, şimdiden belirtelim de film biter bitmez başından hemen kalkmayın! Film bitip yazılar akmaya başladığında ekranda hikayenin gerçek kahramanları görünmektedir ki bu küçük sürpriz de filmin finaline ayrı bir güzellik katmaktadır.
Filmin gerçek kahramanları
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzleyek - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger